ÖSS or [Ögrenci Seçme Sınavı] - Student Selection Exam - is the University Entrance Exam in Turkey administered by ÖSYM. In Turkey, the only way to enter a university is through this exam. 1,510,000 high school graduates took exam in 2006. It is a multiple choice exam (5 options).
2006 ÖSS (Ögrenci Seçme Sınavı)
This is the actual entance test in Turkish. These questions are not translated into English or any answers given. Really, answering them correctly is not important.
However, for our intermediate learners they provide good practice in reading and comprehension in written Turkish, and if you can answer the questions, then your Turkish is improving. .
1. Düş gücümü kamçılayan, besleyip geliştiren romanları
severim. Yazar bana özgürlük tanımalı, beni kapana
sıkıştırmamalı. Derinlere yaptığım yolculuk kılavuzsuz
olmalı ki, sürprizlerin hem tedirginliğini hem hoşluğunu bir arada yaşayabileyim.
Bu parçadaki altı çizili sözlerde romanla ilgili olarak anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A) Anlatımı, okurun dikkatini dağıtacak gereksiz ayrıntılara boğmamak gerekir.
B) Değişik anlatım biçimleri kullanmak romanın okunurluğunu artırır.
C) Olayların sırasının bozulmadan verilişi, anlatımı monotonlaştırır.
D) Heyecan ve beklenti okuma hızını etkileyen nedenlerdir.
E) Olayların nasıl gelişeceğini kestirmek, okuma merakını dondurur, hazzını sınırlar.
2. Yazmaya yeni başlayanlara, bu alanda yeterli deneyim kazanmamış olanlara bir önerim var: Önce Türkçe'nin kurallarını tanıyın, inceliklerini öğrenin,
daha sonra dil oyunlarına başlayın. Düz yolda yürüme becerisini kazanmadan ip cambazlığına özenirseniz, vay halinize.
Bu parçadaki altı çizili sözlerle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A) Söz oyunlarına bolca yer vermek, okurların anlatılanları anlamasını engeller.
B) Yazar seçtiği konuyla örtüşen, kendine özgü, yepyeni bir biçem oluşturmalıdır.
C) Herkesin kolayca anlayıp tadına varacağı bir anlatım biçimi yeğlenmelidir.
D) Dili sanatlı kullanmadan önce doğru, güzel ve etkili kullanmayı öğrenmek gerekir.
E) Anlatımda tekdüzeliğe düşmemeye çalışılmalıdır.
3. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde aynı düşünce değişik sözlerle yinelenmiştir?
A) Seçilen konular ve bunların işleniş biçimi, yazınsal türlere göre değişir.
B) Bu şiirlerin bir bölümü yazıldığı günlerin sınırını aşamamış, yaşarlığını koruyamamıştır.
C) Şimdi de yaratma sürecinin bir başka yönü, konunun algılanış biçimi tartışılmalıdır.
D) Konuşma sırasında, sözcük seçimiyle, ses tonuyla anlam değişiklikleri oluşturulabilir.
E) Romanda, kişinin doğup büyüdüğü toprakları unutması, oralardan kopuş nedenleri uzun uzun anlatılmaktadır.
4. Altı yıl önce aramızdan ayrılan [I] değerli sanatçımız,
İstanbul'da açılan bir sergiyle anılıyor. Sanat yaşamı boyunca yapıtlarında çağdaş sanat akımlarını göz ardı [II] etmeyen, bunun yanı sıra [III] geleneklerimizi ve Anadolu Estetiğini [IV] de yüzeye çıkarmayı başaran sanatçının yapıtları 7 Şubat 2006 [V] tarihine kadar izlenebilir.
Bu parçadaki altı çizili sözlerden hangisinin yazımı yanlıştır?
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
5. Artık var olmayan şeyleri büyük bir özlemle kim bilir
kaç kez anmışızdır ( ) Kimi zaman, yalnızca geçmişte
kalan şeylerin değerini anlayabiliyormuşuz gibi geliyor
bana ( ) Kültürümüzün ayrılmaz öğeleri gün geçtikçe
yok olmaya yüz tutuyor ( ) tarihsel yapılar, müziğimiz,
bize özgü yemekler ( ) Eskiden bilinen birçok
olağanüstü yiyecek de unutuluyor artık ( ) hem de bir
daha hiç yenmemek, tadılmamak üzere.
Bu parçada ayraçlarla ( ) gösterilen yerlere aşağıdakilerin
hangisinde verilen noktalama işaretleri sırasıyla getirilmelidir?
A) (...) (,) (,) (...) (!)
B) (.) (.) (:) (...) (;)
C) (...) (!) (:) (;) (,)
D) (!) (.) (;) (.) (;)
E) (.) (...) (;) (:) (,)
6. (I) Bu dönem şairleri, dili bir mermer kütlesi gibi görüp
işleyerek istedikleri biçime sokmaya çalışmıştır.
(II) Bunu yaparken de dilin olanaklarını, sınırlarını
zorlamıştır.
(III) Sözcüklerin anlam ve çağrışım gücünü
geliştirmeye önem vermiştir.
(IV) Her şair kendine
özgü bir dil oluşturma çabası içinde olmuştur.
(V) Türkçenin gücünün bu çağrışımlarda gizli olduğunu
anlamış ve anlatmaya çalışmıştır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi
düşüncenin akışını bozmaktadır?
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
7. Kişi, karşısında duran bir ağaca baktığında, yanındakilerin
de kendisiyle aynı şeyleri gördüğünü sanır.
(I) Çünkü her görüş bir seçimdir, birçok özelliği karanlıkta bırakıp birçoklarını da aydınlığa çıkarır.
(II) Aynı doğa parçası karşısında ressamların yaptıklarında
hiçbir benzerlik olmaması bundandır.
(III) Bu, aynı konuyu, aynı temayı işleyen iki romancı, iki şair için
de geçerlidir.
(IV) Sanatçı, dış dünyayı, türlü olayları
gözleriyle değil, düşleri, anıları, özlemleri, tepkileriyle,
kısacası bütün varlığıyla görür, daha doğrusu yaşar.
(V) Bu özellik de sanatçının öbür insanlardan ayrılmasını
sağlar.
Bu parçadaki numaralanmış yerlerden hangisine
"Oysa gerçek hiç de öyle değildir." cümlesinin getirilmesi
uygun olur?
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
8. (I) Yapıtlarını okuduğum gençler şunu bilmelidir:
Değerlendirmelerimde, vardığım yargılarda dostluğun,
arkadaşlığın en küçük bir payı yoktur.
(II) Benim bu tutumum karşısında, "Gençleri umutsuzluğa
düşürmemek, yüreklendirmek gerekir." diyenler var.
(III) Oysa benim ölçütlerim değişken bir nitelik taşır.
(IV) Yazdıklarımın hiçbiri bir düşünceye bağlanmanın
ya da ortak bir görüşü savunmanın ürünü değildir.
(V) İncelediğim ürünler arasında farklı dünya görüşlerini
yansıtanlar var. (VI) Ben bu ürünlerin duygularımı
etkileyen yönlerini savunuyorum.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangilerinde
yan tutmama söz konusudur?
A) I. ve IV.
B) II. ve V.
C) II. ve VI.
D) III. ve V.
E) IV. ve VI.
9.I. Bazen bir insan yüzü, bir olay, bir konuşma, bir
doğa parçası yıllar önce okuduğum öykülere
götürür beni.
II. Bir öykücünün belleğinde iz bırakan, sessiz bir
anıya dönüşen her şey, zamanı geldiğinde yazarını
yazmaya zorlar.
III. Öyle öyküler vardır ki ilk okuyuşumda bende
bıraktığı izlenimler nedeniyle onu, bir dostu
özler gibi özler, zaman zaman onunla birlikte
olmak isterim.
IV. Küçük bir ayrıntı, belki bir çocuğun bakışı, bir
kedinin kamburunu çıkarıp yazarın ayağına sürtünmesi,
öyküde etkileyici öğeler olarak karşımıza
çıkar.
V. Yazarları etkileyen, konu sandığında beklemeye
bırakılan nice olaylar, durumlar bir süre sonra
öyküleştirilmeyi ister.
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden hangileri
anlamca birbirine en yakındır?
A) I. ve III.
B) II. ve IV.
C) II. ve V.
D) III. ve IV.
E) IV. ve V.
10. Bir yönetmenimiz şöyle diyor: "Gerçek bir film, ayakkabının
içine kaçan bir taşa benzemelidir."
Bu cümlede, filmle ilgili olarak belirtilmek istenen
aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bir durumu eleştirel yaklaşımla ele alıp olumlu ve olumsuz yönleriyle yansıtmalıdır.
B) İnsanı ve toplumu tedirgin eden sorunlar üzerinde bizi düşünmeye zorlamalıdır.
C) İnsanın duygu dünyasını etkileyecek nitelikte olmalıdır.
D) İzleyenlerin, yaşamı daha iyi tanımasına olanak sağlamalıdır.
E) Değişik yollara başvurarak izleyicilerin ilgisini kamçılamalıdır.
11. I. Bu heykel, insan ruhundan bir soluk üflenmişçesine
canlı ve sıcak duruyor.
II. Arkadaşımın evinde gördüğüm tablolar, bana
çocukluğumda yaşadığım yerleri bütün ayrıntılarıyla
anımsattı.
III. O yıllarda yayımlanan dergiler, bize yeni şiirleri
sıcağı sıcağına ulaştırıyordu.
IV. Oyundan, sahneye aktarılamayacak bölümleri
çıkardık.
Yukarıdaki cümlelerden hangileri öğelerinin sıralanışı
yönünden aynıdır?
A) I. ve II.
B) I. ve III.
C) II. ve III.
D) II. ve IV.
E) III. ve IV.
12. (I) Ortalık ağır ağır aydınlanıyor, topraktan incecik
buğular yükseliyordu.
(II) Otlar ile pamuk fideleri daha ayırt edilemiyordu.
(III) Az sonra güneş doğacak; kıpkırmızı, her yanı yakan bir güneş...
(IV) Toprağa basamayacak, sıcaktan soluk alamayacak, bir fırının içine girmiş gibi kavrulacak insanlar. (V) Bütün bunlara karşın, güneşin doğuşu sabırsızlıkla bekleniyor.
(VI) Güneş demek, yeni bir gün demek, umut demek.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerle ilgili olarak
aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A) I. cümledeki "ağır ağır" ikilemesi zarftır.
B) II. cümledeki "ile" bağlaçtır.
C) III. cümledeki "kıpkırmızı" sözcüğü pekiştirmeli
sıfatıdır.
D) V. cümledeki "karşın" sözcüğü ilgeçtir.
E) VI. cümledeki "umut" sözcüğü kökü bakımından
isim soyludur.
13. (I) Yaşamayı öğretmek için, ilk önce kendimiz yaşamayı
öğrenmeli, sevmeliyiz, diye başlıyorsun son mektubuna.
(II) Çevremizde, bize yaşamı sevdirecek
nice durumlarla karşılaşıyor; onun güzelliklerini sezdirecek nice olaylar yaşıyoruz.
(III) Olaylara ve insanlara bakmayı öğrendikçe yaşamı da daha iyi anlayacağımızı düşünüyorum.
(IV) Geçen hafta, öğrencilerimle bir kır gezisine çıktık.
(V) İki kilometre ya yürüdük ya yürümedik; ama bu yol boyu öyle değişik şeyler, öyle güzel şeyler gördüm ki ilk kez, yaşadığımın
ayrımına vardım.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A) I. cümle, yüklemi şimdiki zamanlı bileşik bir cümledir.
B) II. cümle, ortak tümleçli, sıralı bir cümledir.
C) III. cümle, dolaylı tümleci olan basit bir cümledir.
D) IV. cümle, içinde zarf tümleci olan olumlu bir cümledir.
E) V. cümle, birden fazla yan cümleden oluşan girişik bir cümledir.
14. Yıl sonları, pek çoğumuzun geçen yılla ilgili değerlendirmelere
yöneldiği, gelecek için planlar yaptığı
bir dönemdir.
Bu cümleyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi
yanlıştır?
A) "-ler, -lar" eki abartma göreviyle kullanılmıştır.
B) "yöneldiği" ve "yaptığı" sözcükleri sıfat-fiildir.
C) "yıl sonları" sözü belirtisiz isim tamlamasıdır.
D) Yüklem, sıfat tamlamasından oluşmaktadır.
E) Belgisiz zamir kullanılmıştır.
15. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir anlatım bozukluğu vardır?
A) İlgililer bu konuda görüş alışverişinde bulundular.
B) Bu tür etkinliklerin çoğaltılması gerektiğini düşünüyorum.
C) Gazetelerde yer alan haberleri değerlendirecekler.
D) Bundan sonraki amacımız halkı bilinçlendirmek olacak.
E) O dönemde para üç katı değer kaybetmişti.
16. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir anlatım bozukluğu vardır?
A) İşe geç geleceğini hiç olmazsa bana haber verseydin bari.
B) O anda, dertleşebileceği bir dosta ihtiyacı vardı ; ama yanında kimse yoktu.
C) Bu karara varmadan önce, onların da görüş ve önerilerini dikkate alman gerekirdi.
D) Yazıda onun resimlerinden pek söz edilmiyor; oysa o, çok yetenekli bir sanatçı.
E) Beğendiğimiz o evi satın aldık; ancak oraya önümüzdeki yıl taşınabileceğiz.
17. Bu davranış insandan insana göre değişir.
Bu cümledeki anlatım bozukluğu aşağıdakilerin
hangisinden kaynaklanmaktadır?
A) İşaret sıfatına yer verilmesinden
B) İkilemenin yanlış kullanılmasından
C) Gereksiz yere ilgeç kullanılmasından
D) Tümleç kullanılmasından
E) Yüklemin geniş zamanlı olmasından
18. Yazar, her öyküye bir roman görmüyor adeta; "Bulması
benden, çoğaltması senden." der gibi, okuyucunun
önüne zengin malzemeler bırakıyor ve gidiyor. Bu
yüzden, onu okumak biraz emek istiyor.
Bu parçada söz konusu yazarla ilgili olarak anlatılmak
istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A) Olayları, öyküye benzeyen bir kalıp içinde; ama roman gibi uzun ve ayrıntılı olarak anlattığı
B) Kişileri ve olayları karmaşık bir yapıda anlatarak okuyucunun onları anlamakta zorlanmasına neden olduğu
C) Söylediklerinin okuyucu tarafından geniş yorumlar yapmayı gerektiren bir nitelik taşıdığı
D) Her seferinde çok değişik konuları işleyerek okuyucuyu şaşırttığı
E) Öykülerini belli bir sonuca bağlamadan bitirerek okuyucunun, yapıtlarına olan ilgisini canlı tutmaya çalıştığı
19. Yazar için yetenekten söz edeceksek bu, sanatçının,
anlattığı kişi olabilme yeteneğidir. Bence edebiyattaki
en büyük yetenek de budur. Yalnızca kadınları iyi yazamazsın;
ya her şeyi iyi yazarsın ya da hiçbir şeyi...
Bu konuda en güzel sözü Flaubert söylemiş. Kendisine:
"Madame Bovary kim? " diye sormuşlar. "Benim."
demiş. Bunu gerçekten böyle hissettiğinden eminim.
Bana da kadın kahramanlarımı sorarsanız, "Benim."
derim; ama erkek kahramanlarım da "Benim.".
Bu parçada vurgulanmak istenen aşağıdakilerden
hangisidir?
A) Başarılı yazar, her kahramanını kendisiyle özdeşleştirerek
yaratır.
B) Bir yazarın karakter çizmedeki başarısı, onları toplumsal yönden iyi tanımasına bağlıdır.
C) Tanınmış romanlardaki kişiler, herkesin beğeneceği sıradan insanı yansıtır.
D) Romanda başarının tek ölçütü farklı karakterleri iyi canlandırabilmektir.
E) Yazar, kendisini kahramanlarının yerine koyarak bir düş dünyasında yaşar.
20. Bir gün genç bir yazar, Anatole France'a yazdıklarını
göstererek: "Yazmaya devam edeyim mi, etmeyeyim
mi? " diye sorar. O da: "Yazmamak elindeyse, yazma."
der. Çünkü hiçbir gerçek yazar için yazmama
olasılığı yoktur.
Anatole France'ın bu sözleriyle anlatmak istediği aşağıdakilerden hangisidir?
A) Genç yazarları kırmadan, onlara yardım etmek gerekir.
B) Henüz ustalaşmamış bir yazar, deneyimlilerin izlediği yoldan gitmelidir.
C) Genç yazarlar, olgunlaşmamış da olsa yapıtlarını ortaya çıkarırlar.
D) Başarılı, usta bir yazar için yazmak, güçlü bir tutkuya dönüşmüştür.
E) Usta yazarlar, deneyimsiz yazarlara yol göstermekten kaçınmazlar.
21. Romancılarımız, edebiyatımızın bir döneminde toplumsal
sorunlara sahip çıkmayı ilke edinmiş, yapıtlarında
bunları yansıtmaya çalışmışlardı. Daha sonra
Türkiye'nin ve dünyanın değişmesiyle bu yaklaşım
da geçerliğini yitirdi. Romancılarımız toplumsal
konular yerine bireysel konuları anlatmaya yöneldi.
Bu yönelim, onların kimi düşünceleri yansıtmaması
anlamına gelmez. Elbette her romanın yine de bir
iletisi vardır. Ama bu, hesaplı bir biçimde, bir amaç
doğrultusunda yapılıyorsa o zaman, yazılan, romanlığını
yitirir; ya reklam metni olur ya da propaganda.
Bu parçada romanlarla ilgili olarak karşı çıkılan
nedir?
A) Yalnızca insanın anlatılması
B) Çeşitli sorunlara çözümler önerilmesi
C) Dilinin kendine özgü nitelikler taşımaması
D) Bir düşünceye bağlanıp onun benimsetilmeye çalışılması
E) Biçimsel özelliklerinin önemsenmemesi
22. Hakkımdaki övgüleri de yergileri de pek ciddiye aldığımı
söyleyemem. Övgüleri ilk duyduğumda yurtdışındaydım.
Bana moral verdi, beni güdüleydi bu övgüler.
Övülmek elbette iyi bir şeydir; ama yalnızca
bununla yaşanmaz ki. Düşünsenize, "Ben geleceğin
yazarıyım." dersen, bunu ilke edinip oturursan,
kendini yenilemekten de kaçınırsan sonun ne olur?
Ortada kalırsın; bırak geleceği, bugünü bile göremezsin.
Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden
hangisidir?
A) Yazarların, okurlardan gelecek tepkileri umursamadığı
B) Beğenilen yazarların da kalıcılığının, kendilerini sürekli geliştirmelerine bağlı olduğu
C) Sanatçılara olumlu eleştiriler yöneltmek gerektiği
D) Kendini belirli ölçütlerle sınırlayan yazarların özgün ürünler veremeyeceği
E) Yazarların, okurlardan, yazdıklarını değerlendirmelerini beklemediği
23. Yazar bu kitabında, son yıllarda yazdığı denemelerini
bir araya getirmiş. Kırk yılı aşkın bir yazarlık serüveninin
son ürünleri bunlar. Kitabın bir yerinde şöyle
diyor yazar: "Günümüzde yazarlığa heves eden
gençlerin ilk ürünlerine bakarken duyduğum kaygıları,
ne yazık ki birkaç kitap yayımlamış, ünlenmiş,
göklerde dolaşan yazarları okurken de duyuyorum.
Türkçe'nin bugünkü durumuna nasıl geldiğini bilmiyorlar.
"Dil nedir, biçem nedir? " diye düşünen yok. Bir
anadilleri olmasını yazarlık için yeterli sanıyorlar."
Bu parçada yazarlar hangi açıdan eleştiriliyor?
A) Kendilerinden önce yapılmış çalışmalardan habersiz olmaları
B) Kendi özeleştirilerini yapmaktan kaçınmaları
C) Kitapları olanların, olmayanları küçümsemeleri
D) Duygu ve düşüncelerini yansıtırken alışılmamış yollar izlemeleri
E) Anlatımlarının gücünü artıracak çabayı göstermemeleri
24. Çocukken beni en çok etkileyen kitaplar Michael
Strogoff, Küçük Prens ve Pıtırcık dizisi olmuştur.
Bunlar çocuğun düş gücünü geliştiren kitaplardır.
Örneğin küçükken Jules Verne'in romanlarını okumuş
bir bilgisayar mühendisiyle okumamış olan,
birbirinden ayrılır; çünkü okuyan daha yaratıcıdır.
Ayrıca, edebiyat öğretmenlerinin karşı çıkmasına
karşın, çocukken bizi gözyaşlarına boğan bir yazarımızın
kitaplarından da tat aldığımı söylemek isterim.
Çünkü biz fark etmesek de o kitaplar, aslında
duygusal eğitimimizin bir parçasıydı. Bize acımayı,
ağlamayı öğretmişti onlar. ----. Bu, kötü bir şey.
Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına
göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) Şimdiki çocuklar bunları tatmadan, yaşamadan yetişiyor
B) Yaşamda insanı insan kılan böyle olaylarla karşılaşacağımızı düşünüyorduk
C) Böylece duygularımızı yansıtmayı öğreniyorduk
D) O zaman öğretmenlerimizin yanılmadığını anlamıştık
E) Çocukların duygularına aşırı ölçüde yüklenmiştir
bu kitaplar
25. ---- Gerektiği yerde gerektiği kadar sözcük... Metinde
anlam, tanımlamalarla, çağrıştırmalarla, örneklemelerle
değil, tek başına kullanılan sözcüklerle ortaya
konuyor. Her tutum, her davranış, her olgu, her
nesne ayrıntılara inilmeden onu en iyi anlatan sözcükle
veriliyor.
Bu parçanın başına düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) Yazılarının sözcük örgüsü, büyük bir değişkenlik
gösteriyor
B) Değişik anlatım biçimleri kullanmaktan kaçınıyor
C) Yazılarında en az sözcükle en çok şeyi anlatma ilkesine bağlı kalıyor
D) Sözcükleri, temel anlamları kadar yan anlamlarıyla da kullanmaya çalışıyor
E) Söylediklerinin kolay anlaşılır olmasını istemiyor
26. "Hayatım roman olur." diyenlerden özür dileyerek
söyleyelim: "Yaşanmış gerçeği" öykülemek bir yazın
yapıtı oluşturmaya yetmez. Yaşanmış bir olay, bir romanın,
bir şiirin çıkış noktasını oluşturabilir; ama bir
yapıtta, "yaşanmış gerçeklere" yer verme, yazınsal
türlerin gerekli niteliklerinden değildir. Çünkü insanlar
sanat yapıtlarında ----.
Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdakilerden
hangisi getirilebilir?
A) yaşanmış, yaşanmakta olan gerçekleri yazmanın daha kolay olduğunu
düşünürler
B) anlatılanların ne kadar etkileyici olduğunun farkındadırlar
C) düşsel öğelere ağırlık verilmesinin, okurların ilgisini
çekmediğini bilirler
D) kendi yaşam gerçekleriyle anlatılanların örtüşmesini isterler
E) gerçeğe benzerliği, gerçeklikten üstün tutarlar
27. Deneme, yaşananları, akıldan geçenleri düşünsel
yönden derinleştirerek yorumlamadır. Belki bir roman,
bir öykü bir ölçüde özetlenebilir. Ne var ki, denemeyi
özetlemeye kalkmak, insanı, tırnağının ucunu
göstererek tanımlamaya benzer. ----. Göz gezdirilerek
okunmaz. Deneme okuru, eline aldığı yazıyı
kılı kırk yararcasına, irdeleyerek okur; düşünceler,
duygular, gözlemler dünyasında yeni yolculuklara
çıkar.
Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına
göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) Kişisel görüşlerin söyleşi havasında işlenmesi denemenin özelliklerinden biridir
B) Deneme, yazınsal bütünlüğü bozulamayan bir türdür
C) Denemede söylenenlerin doğruluğu kanıtlanmaya çalışılmaz
D) Denemeler konusal yönden öteki yazı türlerinden ayrılır, değişik duygu ve düşünceleri kuşatır
E) Deneme, yazarına özgürce yazma olanağı verir, okurun düşünce evrenini genişletir
28. Bir kez daha koca bir yılı eskitip anılarımızın arasına
gönderdik. Henüz eskitmediğimiz bir yeni yıl da tüm
gizemiyle çaldı kapımızı. Her geçen gün solmuş bir
gül yaprağı gibi dökülüp gitti geçmişe. Anılarımızı
kurutup özenle koyduk bir kitabın arasına. Yaşadığımız
düş kırıklıkları, mutluluklar belki hiçbir zaman
unutulmayacak; ama hiçbir zaman da bir kez daha
yaşanmayacak. Doğanın değişmez yasası bu. Bir
gün öncesini değil, beş dakika öncesini aynı duygularla
yaşamamız olası değil. Kısacası, ----.
Bu parçanın sonuna aşağıdakilerden hangisi getirilemez?
A) yaşamın tadına ve anlamına vardığımız her dakika bizler için bir armağandır
B) yaşamakta olduğumuz her an yeniden yaşanmayacak kadar değerlidir
C) geçmişin acı ve tatlı yanlarını bir yana bırakıp günümüzü anlamlı kılmaya çalışmalıyız
D) kaybedilen zamanın bir daha geri gelmeyeceğini düşünerek, yaşamı sevgiyle kucaklamalıyız
E) her dönemde yaşamın bize yüklediği sorumluluklar farklılık gösterir
29. Yazı insanıyım ben. Yazıdan başka bir şey düşünmem.
Geçimimi de yazarak sağlıyorum. Televizyon
haberciliği bana, açık, kısa cümlelerle yazmayı öğretti.
Bir buçuk dakikalık haberde bütün gün izlediğin
olayı anlatmak zorundasın. Zaten televizyonda
uzun cümleler dikkati dağıtır. Eline gazete alıp okumak
gibi değildir. Basında röportajlar, diziler hazırlarken
yerim genişti. Yine de kısa, anlaşılır yazmaya
özen gösterirdim. Reklam için metin yazmak ise bambaşkadır.
Kırk beş saniyelik reklamlara metin sığdıracaksın.
Kısacası yazıyı, yaptığım işe uydurmayı öğrendim.
Aşağıdakilerden hangisi böyle diyen bir yazarın
özelliği değildir?
A) Yaşamını yazmaya adama
B) Okurların ilgisini değerli yapıtlara yönlendirme
C) Anlatımını yoğunlaştırma
D) Bir işle ilgili değişik ürünler üretme
E) Yazıyı türsel özelliklerine göre oluşturma
30. "Aşk romanıyla" aşkı da içeren roman"ları birbiriyle
karıştıranlar var. Bunları ayırmak gerek. Oysa bizde
bu ayrım yapılmıyor. Eğer aşk romanından kasıt,
yabancıların "romance" dedikleriyse benim romanlarım
bu grupta yer almıyor. Çünkü bu tür romanlara
Barbara Cartland'ın kitaplarını, pembe dizileri örnek
gösterebiliriz ki bunlar bence edebiyatın dışındadır.
Konusuna aşkın da sindirildiği ya da birtakım olayların
bir aşk etrafında anlatıldığı romanlar bunlarla bir
tutulamaz. Örneğin Anna Karenina'da toprak reformu
da anlatılır. Bu ayrımı yapmazsak Anna Karenina'yı
yalnızca sıradan bir aşk romanı olarak nitelendiririz.
Aşağıdakilerden hangisi bu sözleri söyleyen yazarın
düşüncesiyle bağdaşmaz?
A) Aşk, gerçeğe en uygun biçimde ancak yabancı romanlarda anlatılır.
B) Aşk romanı sözünün anlamsal sınırı belirlenmelidir.
C) Salt aşk üzerinde yoğunlaşan romanların yazınsal bir değeri yoktur.
D) Dokusunda aşkı barındıran her yapıt, aşk romanı sayılmaz.
E) Kimi romanlarda aşk, toplumsal sorunlarla iç içe anlatılır.