Some Turkish Jokes

These jokes have been gleaned from the web and listed here in the interest of learning Turkish.

Some of there jokes are in dialect and of course some may not be entirely grammatically correct, but this is exactly what we, as learners, have to contend with in our daily conversations and reading of Daily Turkish..
Manisa Turkish has translated the first ones into English. If any of our readers wish to send us a translation of any of these jokes, then we are only too pleased to publish and put a little annotation of thank- you.
Also if any of our Turkish readers wish to give us their translations then, as English is not their first language, we will also publish and credit the translator. For the early and intermediate learner these jokes should not be passed over quickly as they hold a lot of daily conversational Turkish which will always be used on the road to commanding a mastery of communication.

The Jokes - Fıkralar

Ameliyat Yeri

İki sevgili bir ağacın gölgesinde otururlar. Delikanlının tatlı sözleri arasında bir ara kız sevgilisinin kulağına fısıldar :
- Sevgilim sana apandisit ameliyatı olduğum yeri göstereyim.
Delikanlının gözleri parlar:
- Göster canım göster.
Kız eliyle uzak bir yeri göstererek :
- Bak şu ilerde görünen sarı bina var ya, onun üçüncü katı.

The Place of the operation

Two lovers were sitting in the shade of a tree. In between the youngster's sweet words the girl whispered into her sweetheart's ear:
"Darling let me show you where I had my appendix operation."
The boy's eyes shone (with anticipation):
"Show (me), darling, show (me)"
The girl pointing out a place in the distance:
"Look in front there's a yellow building in sight, right, on its third floor..."

Medeniyet

Gümrük kapısından bir İngiliz, bir Fransız, bir Türk geçmek için bekliyorlarmış.
Gümrük görevlileri valizlerini kontrol etmeye başlamış. Önce İngiliz'in valizine bakmışlar. İçinden 7 adet don çıkmış.
- "Niye 7 tane?" diye İngiliz'e sormuşlar.
O da "Haftanın yedi gün var. Hepsi için bir tane. Pazartesi, Salı, Çarşamba..." demiş.
- "Vay be! Helal olsun medeniyete, temizliğe bak adamlardaki."
Sıra Fransız'ın valizine gelmiş. Açmışlar bakmışlar 8 tane don. "7'yi anladık da niye 8?" diye sormuşlar.
Fransız "Pazartesi, Salı, Çarşamba... Hergün için bir tane, bir tane de ne olur ne olmaz diye yedek aldım" demiş.
- "Vay be! Adamlardaki temizliğe medeniyete bak!" demiş görevliler.
Sıra Temel'e gelince açmışlar bakmışlar tam 12 adet don. "Vay be! Ne varsa bizim insanımızda var. Şu medeniyete, şu temizliğe bak!" Sormuşlar "Neden 12 adet?"
Bizimki cevap vermiş "Ocak, Şubat, Mart,......"

Aynı Şey

Kadınla erkek konuşuyorlardı :
- Sevgilim, söyle bana hayatına giren ilk erkek ben miyim?
- Tabii canım, ama anlamıyorum, nedense bütün erkekler hep aynı şeyi soruyorlar!

The Same thing

A boy was talking with a girl:
"Darling, tell me, am I the first boy that you have been with in your life?"
"Of course my dear, but I do not understand, why do all the boys always say the same thing.."

Beni Yeterince Sevseydiniz

If You Had Only Loved Me Enough
Genç bir delikanlı saatlerdir genç kızın peşinden geliyordu.
A lad was following a young girl for hours (on end).

Genç kız dayanamayıp arkasını döndü
- Neden saatlerdir beni takip ediyorsunuz? diye sordu.
The young girl couldn't help it and turned round
- Why do you keep on following me all the time? She asked.

Genç erkek
- Sizi seviyorum hem de canımdan çok seviyorum!
The young man
- I love you (miss).. and sincerely, I really do..

Genç kız
- Bak benim arkamdan ablam geliyor, o benden daha güzel benden iş çıkmaz sen ona git. .
The young girl
- My my elder sister is coming (along) behind me, she is prettier than I, no mattter, go after her..

Delikanlı arkasını dönüp bakınca çok çirkin bir kızın geldiğini görüp sinirlenmiş ve genç kıza dönmüş
- Neden bana yalan söylediniz?
The young man on turning back and looking, saw that an ugly girl was coming, got upset and turned (back) to the young girl. - Why did you tell me a lie?

Genç kız
- Asıl siz bana neden yalan söylediniz? Eğer beni yeterince seviyor olsaydınız dönüp arkanıza bakmazdınız çünkü gözünüz benden başkasını görmezdi!!
The young girl
Really why was it you that told me a lie? If you had loved me enough you would not have turned back because your eyes should not see any other but me!!

We have added a word or two in the free translation to make the English flow a little more naturally..

Bir Kariş Yastık

Nişanlı bir çift güzel bir pazar günü gezmeye gitmişler. Gittikleri yere ise bir sabah bir de akşam otobüs varmış. İki sevgili gezmişler dolaşmışlar akşamın nasıl olduğunu anlayamamışlar akşam otobüsünü kaçırmışlar. Gittikleri kasabada yalnızca bir otel varmış o otelde de tek oda kalmış genç kız bunu duyunca ağlamaya başlamış.
- Eyvah napıcaz şimdi aynı odada nasıl kalırız biz henüz evlenmedik ki. Delikanlı :
- Sen hiç üzülme ben sana elemi bile değdirmem, demiş. Gece olmuş ve odalarına çıkmışlar. Delikanlı sözünü tutmuş ve yattıkları yatağın ortasına yastık koymuş ve nişanlısına elini bile değdirmemiş. Sabah olmuş ve eve dönmek için yola koyulmuşlar. Genç kızın başında da bir şapka varmış yolda yürürken birden bir rüzgar çıkmış ve kızın şapkası başından uçmuş yüksek bir duvarın arkasına gitmiş.

Genç kız gene ağlamaya başlamış :
- Eyvah gitti güzelim şapkam, demiş.
Delikanlı :
- Sen hiç üzülme ben şimdi duvardan atlayıp şapkanı alırım, demiş.
Genç kız :
- Hadi ordan dün akşam bir karış yastıktan atlayamadın da şimdi o duvardan nasıl atlayacaksın, demiş.

A Very Short Pillow

[Lit: A pillow span]
An engaged couple went for a walk on a nice Sunday. There was only one bus service both in the morning and evening to the place they went. The couples went round together being unaware of how fast the time passed and missed the evening service. There was only one hotel in the town they went and only one room left in that hotel so young girl started crying on hearing that.
- Oh, what will we do now; we can not stay in the same room as we are not married yet! Young man: don't worry, I even won't touch you. When the night came they went to the room together.
The young man kept his word by putting the pillows in the middle of the bed not touching the girl. When the sun rose they set off for home. The young girl had a small hat on her head and while walking, a sudden wind came out and her hat flew behind a high wall. Young girl started crying again.
- My God! My lovely hat went away, said the girl.
- Young man: Don't worry I will immediately jump over the wall and get it.
- Young girl: You couldn't jump over a small pillow last night let alone jumping over this high wall, how come you will do that - said the girl.

Translation thanks to Necati Türe - August 2008

BİZİ TAKİP ETMEKTEN VAZ GEÇ

(Note: bahriyeli is a naval sailor - a "Jack Tar".)
Ahmet ile Sevda parkta gezintiye çıkmışlardı. Bir bahriyeli de bir saattir kızların peşini bırakmıyordu. Nihayet Karin'in sabrı taştı, arkasını dönerek bahriyeliye sert bir yüzle baktıktan sonra hiddetle şunları söyledi :
- Bak, ya bizi takip etmekten vazgeç, yahut bir arkadaşını daha bulup getir.

ÇARPTIĞIMIZ ARABADAN

Genç kız sevgilisine telefon ediyordu :
- Bu gece bize gelmesen iyi olur şekerim. Babamın öfkesinden yanına varılmıyor. Dün geceki kaçamak gezintiyi onun arabasıyla yaptığımızı haber almış!
- Ne diyorsun! Nereden haber almış acaba?
- Nerden olacak Çarptığımız adam babammış da!

Our car crash!

A girl is talking to her boyfriend on the phone.
It’s best if you don’t come to our place tonight, my love. My dad is really angry. He heard what we did last night when we took his car without permission.
Oh, no! How did he hear about it?
What do you think? It seems the guy we crashed into was my dad!

Thanks to Alan Scott - July 2014

GELİN ADAYI

Çöpçatan, damat ve gelin adayını karşılaştırır. Gelin zengin olduğundan damat adayı ufak tefek kusurların bağışlanması için önceden uyarılmıştır.
Gelin adayı odaya topallayarak girer.
Damat adayı çöpçatana bakar :
- Topal bu, der.
Çöpçatan başıyla onaylar.
Damat gelinin saçlarını okşamaya kalkar. Peruk elinde kalır. Çöpçatana bakışlarıyla :
- Kel bu, der.
Çöpçatan başıyla onaylar.
Damat adayı odadaki gümüş takımlara antikalara bakar. Onların da sahte olmasından şüphelenir. Çöpçatanın kulağına fısıldamak ister.
Çöpçatan :
- Rahat konuşabilirsin, duymaz kulağı sağırdır, der.

The Bridal Candidate

A matchmaker introduces a guy to a potential bride. Because the girl is rich, the guy is advised to overlook her one or two small faults.
The girl comes into the room limping.
The guy looks at the matchmaker. She’s crippled, he says.
The matchmaker nods.
The guy starts to stroke the girl’s hair. The wig comes off in his hand.
She’s bald! he says to the matchmaker.
The matchmaker nods.
The guy looks at the silver trinkets and other gifts. He suspects they are fake.
He’s about to whisper to the matchmaker, but the matchmaker says, It’s ok, you can talk freely. She can’t hear you. She’s deaf.

Thanks to Alan Scott - July 2014

HAFTAYA ÖLECEK

Ahmet yolda surat iki karış gidiyormuş. Arkadaşı görmüş ve sormuş :
- Hayrola yahu bu surat ne böyle iki karış.
- Abi karımı öldüreceğim. Bıktım artık ondan, öldüreceğim.
- Elini kana bulayıp sonra hapislerde çürüyeceksin. Daha garantili yolu var bu işin.
- Nasıl olacak?
- Her gün üç posta sevişeceksin, onbeş gün sonra karın kendiliğinden ölür. Sen de kolayca kurtulursun. Aradan bir hafta geçer ve adam Ahmet'i ziyarete gelir. Ahmet'in suratı çökmüş, kamburu çıkmış halde arkadaşını içeri buyur eder. Karısı da mutfakta yemek yapmaktadır. Bir taraftan da yüksek sesle şarkı söylemektedir.
Ahmet arkadaşına dönerek :
- Salak karı haftaya ölecek, haberi yok.

He'll die before the week is out.

Ahmet is walking around with a big scowl on his face. His friend notices and asks,
What’s up? Why are you looking so angry?
I’m going to kill my wife, bro. I’ve had enough, I’m going to kill her.
You’ll be caught red-handed says his friend, and you’ll rot in jail. There’s a better way.
What’s that?
You f—k her three times a day. In two weeks time she’ll be dead anyway. You’ll be a free man.
A week later the guy goes to visit Ahmet. Ahmet’s in a bad way. He looks like an old man. He invites his friend in. His wife is in the kitchen singing at the top of her voice.
Ahmet says to his friend, That stupid woman’s going to die next week, but she doesn’t know it.

Thanks to Alan Scott - July 2014

HAYATIMIN EN KUTSAL ŞEYİ

İki sevgili oturmuş konuşuyorlardı. Genç kız :
- İnan bana sevgilim, sen hayatımın tek erkeğisin. Erkek, kızın saçlarını okşayarak cevap verdi :
- Beni buna inandırmak senin elinde. Kız bir aralık sustu. Sonra munis bir şekilde devam etti:
- Bak, hayatımın en kutsal şeyi üzerine yemin ederim ki, söylediklerim doğrudur.
Adam meraklandı :
- Nedir bakalım, dedi. Senin hayatının en kutsal iki şeyi
Kız aynı hızla cevap verdi :
- Çocuklarım

İKİMİZE DE YETER

Evlenme teklif ettiği kızdan ret cevabı alır :
- Ama ben sizi sevmiyorum ki!
Delikanlı istifini bozmadan cevaplar :
- Olsun, benim aşkım ikimize de yeter!

İLK AŞK

Evliliklerinin üstünden henüz bir ay geçmiştir. Mutlu koca genç ve güzel karısına sarılır :
- İlk aşk ne kadar tatlı, ne heyecanlı değil mi?
Genç karısı yanıtlar :
- Evet ama seni tanıdığıma da memnunum

KİMİN KARISI?

Senatörlerden birinin ölmesiyle başka bir adam onun süresini doldurmak üzere seçilmişti. Adam karısına telefon ederek, bu haberi vermek istedi :
- Bir senatör karısı olmak ister miydin? diye sordu.
Karısı biraz düşündü sonra sordu :
- Hangisinin?

KİM KOYDU BU HEYKELİ BURAYA

Gözleri pek iyi görmüyordu. Seyahatten döndü. Karısının aşığı, çıplak bir halde pencerenin yan tarafında ayakta dimdik duruyordu.
Adam karısına sakin bir sesle sordu :
- Kim koydu bu heykeli buraya.

KİMMİŞ

- Çok acayip bir şey oldu, diye adam arkadaşına anlatır.
- Dün gece kapıyı çaldım, karanlıkta açanı hizmetçi kız zannedip öptüm. Meğer karım değil miymiş?
- Eee, ne olmuş yani? der beriki.
- Daha ne olsun be adam? Karımı öperken karım, dikkat et sevgilim, kocam aniden gelebilir, diye fısıldamaz mı?

MELEKLER UÇAR MI?

Anne kız konuşurlar. Küçük kız annesine sorar :
- Anne melekler uçar mı?
- Uçar.
- Bütün melekler mi?
- Evet.
- Peki bizim hizmetçi kız neden uçmuyor?
Annesi şaşırır :
- Hizmetçi neden uçacakmış kızım?
- Babam konuşurken ona hep "Meleğim!" diyor da.
Anne öfkeyle fırlar :
- Ya öyle mi, o halde az sonra hemen uçar

O KARIŞMAZ

İki genç kadın konuşurlar :
- Peki, başkasından hamile kalmana kocan kızmadı mı?
- Kızmadı. O prensip sahibidir, başkasının işine karışmaz.

PİSİ PİSİ

Kocası seyahatten vaktinden önce dönen kadın, sokak kapısının açıldığını duyunca, heyecan ve korku içinde sevgilisini karyolanın altına saklamıştı . Ne var ki, karyolanın somyası eskimiş, telleri çıkmıştı. Üstünde kadınla kocası sağa sola döndükçe o çıkık teller karyolanın altındaki sevgilinin şurasına burasına batıverdi. Adamcağız o acıyla "Ah!" diye bağırınca yataktaki koca pirelendi. Karyolanın altına eğilip seslendi :
- Kim var orada?
- Miyav miyav, diye ses geldi aşağıdan
Çok geçmeden yine yatakta hareket Ve alttaki telden canı yanan sevgilinin feryadı :
- Offff!
Ve koca yine sordu :
- Kim o?
- Miyav miyav
Üçüncü "Ah" da yataktan fırladı koca, eğildi karyolanın altına :
- Kim var orada?
- Kedi dedik ya

RANDIMAN ALAMADIM

Altı aylık gelinin ağrımadık yeri yoktu. Şikayetleri anlatmakla bitmeyince, genç damat müdahale etti:
- Yani doktor bey, kısacası, ben bundan hiç randıman alamadım!

ŞAKA YAPMIŞ

Genç kadın mutfakta yemek yapıyordu. Birden kızının sesiyle irkildi.
- Anneciğim! Hizmetçi yatak odanızda bir adamla yatıyor!
Kadın şaşırmış bir şekilde yatak odasının anahtar deliğine baktı ve kıza bir tokat attı :
- Hani birisiyle yatıyordu?
Kız :
- Şaka yaptım anneciğim, yattığı kişi babamdı. Nasıl da kandırdım ama

ALİ KİM

Birkaç gençler kantinde gevezelik ederken içlerinden biri sorar :
- Gütenberg kim. Biliyor musunuz?
- Hayır, der ötekiler.
- Güzel, sizde benim gibi gece kurslarına gitseydiniz, Gütenberg'in basım makinasını bulan kişi olduğunu bilecektiniz . Ya Panmentier'i?
- Hayır, der ötekiler.
- Güzel, sizde benim gibi gece kurslarına gitseydiniz, Panmentier'in patatesi bulan kişi olduğunu bilecektiniz. Eğer gece kurslarına gitmezseniz yaşam boyunca .
İşte o zaman, aralarında lehimci olanı öfkelenip patlar :
- Oldu, anlaştık! Gütenberg'i, Panmentier'i bilmiyoruz. Sen Ali kim biliyormusun?
- Hayır!
- Peki öyle ise öğren! Ali, sen gece kurslarına giderken karınla yatan heriftir!

TREN BEKLİYORUM

Yeni evli bir çift tren hatlarına yakın bir yerde ev almışlar. Evin beyi her sabah işe gittikten sonra trenler geçmeye baslarmış ve yatak odasında bulunan elbise dolabının kapıları gıcırdarmış. Buna sinirlenen evin hanımı bir sabah eşi gittikten sonra çağırmış marangozu. Adam bakmış :
- Anlamadım bir sorun yok, demiş.
Evin hanımı :
- Ama tren geçerken gıcırdıyor, beni sinir ediyor, demiş.
Marangoz bizimkine :
- İyi, demiş, sen işlerine bak ben dolabın içine girerim. Tren geçsin bir bakayım nerede arıza var.
Kadın :
- Tamam, demiş evin işlerine koyulmuş. Evin reisinin geri geleceği tutmuş bakmış bir çift erkek ayakkabısı kapıda. Dalmış eve aramış taramış yatağın altına bakmış kimse yok. Bizimki açmış elbise dolabını, adamın biri sinmiş bekliyor.
- Ne işin var lan senin burada, demiş bizimki.
Adam da ürkek bir sesle cevap vermiş :
- Şimdi tren bekliyorum diycem, ama inanmazsın ki!!!

ZAMAN GEÇTİ

Kız nişanlısını eve çağırdı :
- Otur Ali'ciğim. Evlenmeden önce tüm mazimi sana açıkça anlatmalıyım.
- İyi ama hayatım iki hafta önce anlatmıştın ya
- O iki hafta önceydi hayatım.

ADINI BİR TÜRLÜ EZBERLEYEMEDİM

Adam eczaneye gelmiş :
- Sizde asetilsalisilik asit var mı?
Eczacı adama dönmüş :
- Yani aspirin istiyorsunuz değil mi ?
- Evet evet, şu meretin adını bir türlü ezberleyemedim de.

AŞK DİLİ

Hayvanat bahçesinde iki ahtapot kollarını birbirine sarmış, dolaşıyorlardı. Erkek ahtapot eğildi, hafif sesle dişi ahtapotun kulağına fısıldadı :
- Ne güzel bir gece, değil mi sevgilim? Mehtap, yıldızlar, sen, ben Ve bu güzel gecede seninle ikimiz böyle kolkola kolkola kolkola kolkola kolkola dolaşıyoruz.

AYIP OLUR

Uçakta hostes, papaza sormuş :
- Viski, cin, şarap Ne emredersiniz?
- Kaç metrede uçuyoruz kızım?
- On bin metredeyiz peder!
- O halde sen bana su getir kızım, patrona çok yakınız, ayıp olur!

BABA YÜREĞİ

Çocuğun birisi bir gün babasına sorar :
- Baba ben nasıl dünyaya geldim, diye.
Babası da verecek cevap bulamayınca :
- Oğlum ben bir gün ekmek yiyordum, ekmek kırıntıları yere döküldü sabah kalktım baktım ki sen ordasın.
Cevaba inanan çocuk ertesi gün yatarken yatağının altına ekmek kırıntıları koyuyor ve yatıyor ekmek kırıntılarına gelen karıncaları sabah kalktığında gören çocuk yatağın altındaki karıncalara eğilerek :
- Ben sizi öldürmesini biliyorum ama Baba yüreği işte dayanmıyor.

BABALARI KİM

Mahkemede boşanma davası görülmekteydi.
Yargıç kocaya sordu :
- Karınızın ailesini geçindirmek zorunda kalmaktan şikayetçisiniz, değil mi?
- Evet.
Yargıç :
- Bu aile kimlerden ibaret?
- Beş çocuktan yargıç bey.
- Babaları kim?
- Şey Benim yargıç bey.

BASKÜL

Adam akıllı şişman bi adam, bi müddet sözde rejim yapar. Zayıflayıp zayıflamadığını anlamak için bi tartı üzerine çıkınca, elektronik makinede bir yazı belirir :
"Lütfen teker teker tartılınız"

BAŞI BELAYA GİRMEZ

- İnsanlarla balıklar aynı tabiata sahiptirler.
- Nereden biliyorsun?
- Ağızlarını açmadıkları müddetçe hiç birinin başı belaya girmez.

BEN TOKATLIYIM KARIMI

Otomobil nasıl olduysa yoldan çıktı, kenardaki yara doğru yuvarlandı. Beye bir şey olmamıştı, ama kadın bayılmıştı. Bir başka arabadan tesadüfen bir doktor indi ve bayılan kadını ayıltmak için başladı yanaklarını tokatlamaya.
Koca utanarak doktora sokuldu :
- Lütfen doktor bey, müsaade edin de ben tokatlıyım karımı Böyle bir fırsatı tam 25 yıldır bekliyordum.

BEN ZEBRAYIM

FBI Alman , Türk ve İngiliz arasında bir seçim yapacaktır. Alman'dan en kısa sürede en uzun hortumlu fili getirmelerini isterler. 5 dakika sonra fil gelir. Sıra İngiliz'de, FBI İngiliz'den de en uzun kuyruklu fareyi getirmesini ister, 5 dakika sonra fare de gelir. Sıra Türk'e gelir, Türk'ten bir zebra getirmesi istenir, aradan 1,2 saat geçer ve Türk bir fille gelir, FBI sorar zebra nerde diye. Türk :
- İyice bakarsanız görürsünüz, der. Herkes file bakar ve fil şöyle sayıklamaktadır :
- Ben Zebrayım, ben Zebrayım, ben Zebrayım.

BERABERE

Futbol maçı başlamadan önce iki takımdan birinin kaptanı, hakemi bir köşeye çekip :
- Hocam, der. Sen bizim takımın durumunu bilmezsin
- Bu maçı bize kaybettirecek olursan, bizimkiler seni ne yapar bilir misin?
- Ne yapar?
- Seni parça parça ederler
Hakem cevap verdi :
- Anlaşıldı, siz bu oyunda berabere kalacaksınız
- Neden?
- Öteki, takımın kaptanı da bana aynı sözleri söyledi de ondan!

BERDUŞLAR

İstanbul'un her şeyinin meşhur olması gibi sokaklarda başıboş gezen berduşlarında meşhurdu. Bunlardan ikisi ayrı birer suçtan dolayı karakol nezaretinde bir araya gelince biri diğerine :
- Yahu, birader, sen nerde oturuyorsun bakayım?
Deyince, o da :
- Ben hiç bir yerde oturmuyorum.
- Haaa!Seni bir yerden gözüm ısırıyordu. Demek ki komşuymuşuz.

BİLGİLİ OLMAK

Hanimin biri hizmetçisini çağırdı.
- Fatma, kızım görüyor musun, bu konsolun üstündeki toza ismimi yazabiliyorum
Hizmetçi içini çekti :
- Ah hanım, bilgili olmak ne iyi şey

BİR DİL YETİYOR

Karısı lisan kursuna gitmek isteyen adam :
- Katiyen olmaz, diye karşı çıktı. Zaten bir dille kafamı yeteri kadar şişiriyorsun!

BİLET LÜTFEN

Üç işletmeci ve üç mühendisin iş icabı trenle bir seyahate çıkmaları gerekir. Tren garına giderler. Üç işletmeci 3 bilet aldığı halde mühendisler tek bilet alır. İşletmeciler bunun sebebini sorduklarında mühendisler :
- Bekleyin ve görün, derler.
Trene binerler ve tren hareket ettikten bir süre sonra üç mühendis kalkıp hep beraber trenin tuvaletine girerler. Biraz sonra kondüktör gelir ve üç işletmeciden üç bileti alır. Tuvaletin önünden geçerken kapıyı tıklatıp :
- Bilet lütfen, der.
Kapı açılır ve bir el bileti uzatır. İşletmeciler bunu görürler. Taktiği kapmışlardır. Dönüş yolculuğu için yine gara giderler. İşletmeciler bu sefer tek bilet almışlardır. Mühendisler ise hiç bilet almaz. İsletmeciler yine şaşırıp sebebini sorduklarında mühendisler yine bekleyip görmelerini söylerler. Bir sure sonra yolculuk başlar. Önce işletmeciler kalkıp bir tuvalete girer. Ardından da mühendisler karşısındaki tuvalete. Kondüktörün gelmesine yakın bir mühendis çıkıp karşı kapıyı tıklar ve :
- Bilet lütfen, der. Açılan kapıdan bir el bileti uzatır. Bileti alan mühendis diğer tuvalete geri girer!. .

BUYURUN BEYEFENDİ

Tiyatroda, ünlü oyuncu rolü gereği uşaklarına bağırır :
- Atımı getirin!
O sırada münasebetsiz bir seyirci :
- Eşek olsa olmaz mı? diye seslenir.
Oyuncu hiç istifini bozmaz :
- Hay hay! Buyurun beyefendi!

CİN

4 tane zencinin her birinin cinden bir dilek dileme hakkı vardır. 1. zenci cinden beyaz olmayı diler ve beyaz olur. 2. zenci de beyaz olmayı diler ve cin onu da beyaza çevirir. 3. zenci de aynı şekilde. Bu arada 4. zenci kendi kendine kıs kıs gülmektedir. Ve 4. zenciye cin dileğini sorar :
- Ne istiyorsun.
Zenci :
- Bu 3 beyazın yeniden zenci olmasını istiyorum, der.

ÇİZGİYİ TAKİP ET

Yaşlıca bir kadın ishal olmuş. Eczaneye gidip bir ilaç almak istemiş. Ancak gittiği eczanedeki kalfa biraz dalgınca birisiymiş. İshal giderici yerine kadıncağıza yanlışlıkla müshil ilacı vermiş. Zavallı kadın ishalden bir an önce kurtulmak için hemen oracıkta ilacı içmiş ve eczaneden ayrılmış. Yolda bir genç kadına yaklaşıp o civarda bir eczane olup olmadığını sormuş. Kadın şöyle cevap vermiş :
- Var evladım var. Şu sarı çizgiyi takip et bulursun.

ÇOK KALDI MI?

Adam seyahate çıkacak köpeğine söyler: - Ben yokken eve birileri geliyor mu? Gözle, diye tembihler.
Adam seyahatten döner ve köpeğine sorar: - Birileri gelmişse hav de, içeride kalmışsa havhav de.
Köpek: - Hav.
Adam : - Çok kaldımı?
Köpek: - Havuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuu. [Bow- wowwwwwwwwwwww]

DAL

Memur müdüre gitti :
- İstifa ediyorum efendim, arkadaşlar benimle durmadan "şempanze maymun" diye alay ediyorlar, dedi.
- Olmaz, dedi müdür. Çalışkan ve dürüst bir memursunuz. Sizin dairenizi değiştireyim.
Birlikte şirketin çeşitli dairelerini gösteren büyük şemanın önüne geçtiler.
- Evet, hangi dalı seçiyorsunuz.
- Aşkolsun, dedi memur. Siz de mi müdür bey!

DELİKTEN BAKIYORUM

Hanımefendi, uşağına nasihat ediyordu :
- Bak oğlum, kapıyı vurmadan içeriye girmen hiç doğru değil! Pekala soyunuyor olabilirdim.
- Merak etmeyin efendim, soyunuk olmayasanğz diye önce anahtar deliğinden bakıyorum!

DOST GEÇİNMELİ

Bir ülkede bir bakan, kendisini gazetecilere hiç sevdirememişti. Ne yapsa makbule geçmiyor, basın her gün kendisiyle uğraşıyordu. Nihayet :
- Öyle bir şey yapayım ki, gazeteciler mat olsun, diye düşündü ve ilan etti :
- Pazar günü saat 10'da bakan denizin üzerinden yürüyerek geçecek.
Pazar sabahı saat 10'da tüm basın mensupları toplandılar orada. Bakan geldi ve elinde bastonuyla denizin üzerinde yürümeye başladı. Karşı kıyıya kadar da yürüdü geçti. Herkesin gözleri dehşetle açılmıştı.
Fakat ertesi günü tüm gazetelerde şu başlık okundu :
- Bakan yüzme bilmiyor!

DURUM BUNUN TAM TERSİ

Patron fabrikada personelini toplar ve onlara bir konuşma yapar.
- Arkadaşlar dün rakip fabrikayı gezdim. Gördüm ki onlarda personelin yarısı eşek gibi çalışıyor, diğer yarısı da miskin miskin pinekliyor. Çok şükür bizim fabrikada durum bunun tam tersi.

FİLİMCİ

Genç kız arkadaşına dert yanıyordu :
- Hani o filmci, şişman, aksak ve çirkin adam vardı ya
- Uzun zamandır birlikte çıktığın adam mı?
- Evet, o işte. Beni çok kötü oyuna getirdi.
- Niye, filimde mi oynatmadı?
- Ne oynatması yahu!Ne zamandır "ne zaman filim çekeceğiz" diye onu sıkıştırıyordum
- Eeee!
- Ee si,en sonunda dayamadı:"Hadi kalk gidelim" dedi, beni Çapa Tıp Fakültesine götürdü.
- Allah, Allah!Hasta falan mı oldun?
- Yok canım. Meğerse adamın, işi röntgen filimi çekmekmiş.

ADAMI GÖZÜMÜN ÖNÜNE GETİRİRİM

Arkadaşı Karadenizliye sormuş:
- Yalnızken kendi kendine konuşma huyun var mıdır?
- Ben kendi kendime konumam, demiş Karadenizli. Adamı gözümün önüne getiririm, öyle konuşurum.

AĞAÇLARADAN GÖREMİYORUM

Temelle Dursun ormanda yürüyorlar. Bir ara Temel Dursuna sesleniyor :
- Dursun ormanın güzelliğine bak.
Dursun:
- Ağaçlardan göremiyorum ki

AIDS

İdam cezalarında mahkum istediği ölüm tarzını seçebiliyormuş. Temel, AIDS ile ölmek istediğini belirtmiş. Şırıngayla HIV virüsü zerk edip sonra salıvermişler.
Temel sevinç içindeymiş.
- Aldattum onları, diyormuş. Kurtuldum sayılır. Şırınga yapılırken prezervatif kullandum.

AKŞAM YEMEĞİ

İkisi de fakir olan Temel ile Fadime evlenirler. Aralarında şöyle anlaşırlar :
- Her içimizde aşk içun yaşiyacağuk.
Bir hafta sonra Temel evine geldiğinde Fadime'nin radyatörün üzerine oturmuş olduğunu görür ve sorar :
- Ne yapayisun orada kariciğum?
Fadime :
- Akşam yemeğini ısıtıyirum sevgilum, der.

AKŞAM SERİNLİĞİNDE

Bir mecliste konuşulurken,
Amerikalı :
- Biz Mars'a gideceğiz, demiş.
Alman :
- Biz yakıtsız giden otomobil üreteceğiz, demiş.
Fransız :
- Atom bombasını etkisiz hale getirecek projelerimiz var, demiş.
Bizim Karadenizli de onlardan geri kalmamak için :
- Biz de güneşe gideceğiz, demiş.
- Güneşe gidemezsiniz, demişler. Güneş yakar.
Karadenizli gülümsemiş :
- O kadar da enayi değiliz, tabi, demiş. Akşam serinliğinde gideceğiz.

ALERJİ

[written in Laz dialect]
Temel, Cemal'e :
- Fadime'nin kürke alerjisi var.
- Nerden pileysun?
- Ne zaman kürk giymiş pi avrat cörse hastalanayı.

ALMANYA

[written in Laz dialect]
Bir gün Temelin aklına esmiş ve herkese :
- Almanya'ya gidicem, deyip eve saklanmış. Karısına da tembih edip :
- Kimseye evde olduğumu söyleme, demiş.
Ertesi gün Temel'e ihtiyacı olanlar gelmiş Temel'in evine karısına sormuş.
Karısı da :
- Yok, demiş. Almanya'da, demiş. Bunu duyan Dursun hıncı olan Temel'in karısının yanına gitmiş ve bunu temiz bir dövmüş.
Temel de evde saklandığı yerden Dursunun karısını dövdüğünü görünce :
- Ulan Tursin Almanya'da olmasaydım seni öldürürdüm, demiş.

ANADOL YOL İSTİYO

[written in Laz dialect]
Temel bir gün otobanda, Anadol marka arabasıyla gidiyormuş. Aksilik bu ya arabanın arızalanacağı tutmuş. Ne yapsın? Çaresizce çekmiş emniyet şeridine ve beklemeye başlamış. Epey bir süre bekledikten sonra gürültüyle, bir arabanın hemen yanında durduğunu görmüş. Son model bir FERRARI ve içinde garnd tuvalet, kara güneş gözlüklü, saçları jöleli, tıraşlı ve kısacası varlıklı ve çok zengin olduğu her halinden belli olan bir adam hafifçe eğilerek seslenmiş:
- Hemşerim! istersen otobanın sonuna kadar seni yedeğe alıp çekim! Çaresiz Temel elbette kabul etmiş. Bağlantıları yapmışlar ve son kontrolleri de yaptıktan sonra zengin sürücü : - Arkadaş bak, ben de hız hastalığı vardır, eğer dalgınlıkla hızımı arttırırsam sen arkadan selektör yaparsın ben de yavaşlarım olur mu?, demiş. Temel buna anlam verememiş ama yinede :
- Peki!, demiş. Nihayet yola koyulmuşlar. Önde FERRARI ve arkasında ANADOL bir süre sakince yol almışlar. Ama bir sure sonra da Temel adamın neden bahsettiğini anlamış. 60 km/h . . 80km/h . . 120km/h . . 150km/h derken Temel bakmış olacak gibi değil. Direksiyon zangırdamaya motordan boğuk sesler gelmeye başlayınca Hemen hatırlamış ve öndeki sürücüye selektör yapmaya başlamış. Selektörü fark eden sürücü de durumu anlayıp yavaşlamış. 150km/h . 120km/h . . 60km/h. Ancak gel zaman git zaman bir sure sonra öndeki sürücü yine kendini kaptırıp hızlanmaya başlayınca Temel bu sefer atik davranmış ve malum. Bu olay birkaç defa daha tekerrür etmiş. Uzun bir sure sakince yol almışlar. Ta ki büyük bir gürültüyle Temel'in yanından geçip öndeki FERRARI`nin yanına yanaşan son model LAMBORGINI`nin şoförü FERRARI`nin şoförüne kapkara gözlüklerinin üzerinden bakıp :
- Kapısalım mı Moruk! 140 km ilerideki
Kapısalım mı Moruk! 140 km ilerideki benzinciye son varan. İlk gelenin deposunu fuller. Ne dersin? FERRARI`nin sürücüsü.
- Pekala, paraları hazırla. Çünkü kaybeden sen olacaksın, demiş ve başlamışlar yarışa 80 km/h . 120km/h . . 200km/h . 280km/h . Tam bu sırada helikopter ile otobanın üzerinde trafik denetleme devriyesi görevini yapmakta olan Dursun durumu fark eder ve eline telsizi alarak şu mesajı geçer
- Alo Alo. . Breykk Uçan Hamsi`den tüm ekiplere Şu anda otoyolun 85. mevkiinde seyir halinde olan üç araba otoban emniyetini bozacak şekilde aşırı hız yapii Arabaları tanımlıyorum. FERRARI- LAMBORGINI- ANADOL . FERRARI ile LAMBORGINI kapışii, Arkadan ANADOL geçmek için yol istii

ANLAMLI ANLAMLI

Karadenizlinin biri hemşerisine anlatıyor :
- Dün belediye otobüsüne bindim, yan koltuktaki adam bilet almamışım gibi bana anlamlı anlamlı baktı.
- Sen ne yaptın?
- Bende bilet almışım gibi anlamlı anlamlı ona baktım.

ARABAM DIŞARIDA

[written in Laz dialect]
Temel kırtasiye'ye girmiş, tezgahtara :
- Pana pir roman lazum, demiş.
Kırtasiye tezgahtarı sormuş :
- Efendim ağır mı olsun hafif mi?
Temel :
- Fark etmez, nasul olsa arabam dısarudadur.

A Comic letter written in the Laz dialect

Temel.gif 10kb This is a comic letter written by a father to his son in the Dialect of the Black Sea area. There is a dialect called Lazca, it very often substitutes letter "p" for "b" and letter "t" for "d" - also there are changes in the tense endings and compacting of other words. It sounds quite quaint to the trained Turkish ear.
We have to say that the Laz or Karadenizli are considered as fair game and generally as figures of fun for the rest of the Turks, and there are many jokes about them which have become classics.
One of the general attributes of the Laz race is that they have a big nose as well as their speaking of fractured Turkish and a propensity to "buffoonery".
We have to say that we are not being rude to our Black Sea friends as we are aware that it is a reputation that they revel in themselves as the butt of Turkish national humour.
The archetypical Laz is Temel bey with his friend Dursun and Temel's wife Fatma or Fatoş. There are many jokes and cartoons about this trio about the various adventures that they encounter.

Karadenİzlİ bİr babadan oğluna mektup

Uy sevgili uşağum!
Allah'ın selami tabiidur. Mektubu çok yavaş yazayrum, çunkim biliyrum ki, okuman zayiftur çabuk okuyamazsun. Benden yana sual edersen, Allahuma pin şukur iyiyum, yeni pir iş puldum. Yüze yakin adamın başında durayrum, hepsi de sessuz sedasuz, kendi hallerinde. Ne iş pulduğumu soraysan söyleyeceğum patlama, mezarluk pekcisu oldum.
Bacın Emine bir uşak doguracak, daha erkek midur, kiz midur, pelli deyul. Haçan o yüzden sağa dayi mi oldin, emice mi oldin söyleyemeyrum. İdris emicen de tükkan açtu, o da otuza aldığınu yirmipeşe veriy, sürümden kazaneyurmuş oyle dedi. Bizim köye, findukcularin Temel'i muhtar seçtuk, akillu uşak daa. Geçen gün hepimizu zelzeleye karsi aşi etturdu. Temel akillidur, hemde dürüsttür. Geçenlerde bir taksinin şofori köye varmuş, muhtari arayu, meğer yolda pir tavuk ezmuş sahibini soraymuş. Muhtar Temel tavuğa pakmiş, ha pu bizden değildur, pizum köyde yassu tavuk yoktur, demiş.

Senin küçüğün İsmayil çok akillu bir uşak çıktı. Geçen gün tepeye varmiş, elinde bir ip sallayup duriy. Anan, uy uşağim ne edeysun oraya demiş. Oda heva turumuna bakayrum demiş. Çektum oni akşam karşuma, anlat bakayum şu hava turumu işinu dedim. Anlatti, meğer ip sallanunca havanin rüzcarli olduğunu, ip islaninca da yağmur yağdiğunu anlaymiş. Çok akillu uşak vesselam. Sen o yaşta boyle akillu değildun! Cemal emicenin oğli Tursun çok tutumlu pir uşak çıktı, ula deyerum çendi çendime cenabi rabbil alemin bağa niye senin cibu bir savruk uşak verdi, geçenlerde Tursunun çayına sinek tüşmüşti oğlan sineği eliyle yakalayıp pir güzel sıktı pardağınun içine pelki canına çekmiştir diye sen olsaydın çayın yarısını töçerdin, ziyançarsın daa ...

Geçenlerde Rizedeçi Çumhuriyet Meydanina pelediye bir saat tikmuş, Tursun hemen kol saatini satti, pizde diyeyruk ha bu uşak her saate bakmaya nereye kayboliy ... yakinda da mütahitliğe başlar bu uşak. Onun babası Cemal de çok tutumlu adamdi, pütün hayvanlarinin bir ayağı eksiktu, neden diye sorduk ta, ula canim her paça isteyince koca hayvanimu keseyum temiştu. Senin akillu ağabeyin de ona pakmiş özenmiş, bir kelle yiyeceğum diye pizum koca öçüzün kafasını çesmiş, hayvan öldi paşu kesilince tabii.

Yaa iste boyle uşağum. Memleçetten sağa pol pol havadis. Yeni havadis olursa yine yazayrum. Baki Hudaya emanet ol.
- Baban - (Not: Mektupa para koyacaktum, ama geç akluma geldu, zarfu kapatmişum.)