This contribution taken from the word-wide web at LiveMocha. We thank the author for their industry and efforts and crave their indulgence in reproducing them here for the interests of Turkish learners everywhere. Credit has been given for each of these lists; plagiarism is not a consideration as Manisa Turkish is a non-profit and non-advertising website and is solely produced for the Turkish Language learner's community. Thanks to Vahide - livemocha.com
Click Buttons to show individual entries (357)
abide by
bağlı kalmak
they will abide by their promise
sözlerine bağlı kalacaklar.
account for
nedenini göstermek, hesap vermek
she couldn't account for her mistakes.
hatalarının hesabını veremedi.
act up
kötü davranmak, sorun çıkarmak
the engine is acting up again.
motor yine sorun çıkarıyor.
add up
sayıların toplamını hesaplamak
the waiter added the bill up.
garson faturayı hesapladı.
add up to
yekun tutmak, -ı bulmak
these numbers add up to 189.
bu rakamlar 189 tutuyor.
agree with
biriyle aynı fikirde olmak
we can't agree with you in this matter.
bu konuda sizinle aynı fikirde olamıyoruz.
allow for
hesaba katmak, göz önünde bulundurmak
we will go for a picnic, allowing for the rainy weather.
yağışlı havayı hesaba katarak pikniğe gideceğiz.
ask after
biri hakkında soru sormak, halini hatırını sormak
she was asking after you.
senin hatırını soruyordu.
ask for
ricada bulunmak
they asked for some help.
yardım ricasında bulundular.
ask in
birini eve, içeriye davet etmek
she kept them standing at the door and didn't asked them in.
onları kapıda bekleyip içeri davet etmedi
ask out
birini yemeğe davet etmek
he asked me out two days ago.
iki gün önce beni yemeğe davet etti.
back away
korkudan içeri çekilmek
the frightened girl backed away from the dog.
korkan kız köpekten geri çekildi.
back down/off
iddiadan vazgeçmek, hatalı olduğunu kabullenmek
they backed down and accepted our proposals.
hatalı olduklarını kabullendiler ve bizim tekliflerimizi kabul ettiler.
back out
sözünden caymak
swear that you won't back out.
sözünden caymayacağına yemin etti.
back up
cesaret vermek, desteklemek
the professor never backs us up.
profesör bizi asla cesaretlendirmez.
bail out
acil bir durumda yardım etmek
I hope somebody will bail us out of this.
birinin bize yardım edeceğini umuyorum.
bale out
uçaktan paraşütle atlamak
the crew could successfully baled out.
mürettebat uçaktan paraşütle başarıyla atlayabildi.
bank on
Can we bank on their decisions?
-e güvenmek
Onların kararlarına güvenebilir miyiz?
be against
We are all against discussing this matter once more.
-e karşı olmak
Hepimiz bu konuyu bir daha tartışmaya karşıyız.
be over
The party is over, we can go out.
sona ermek
Parti bitti, gidebiliriz; Parti sona erdi, gidebiliriz.
bear down
They couldn't bear down the enemy soldiers.
yenmek
Düşman askerlerini yenemediler.
bear out
They will bear me out.
desteklemek, doğrulamak
Beni doğrulayacaklar.
bear up
she bore up bravely after her husband's death.
yaşamını idame ettirmek
eşinin ölümünden sonra cesurca yaşamını idame ettirdi.
be in on
We will be in on your plans.
katılmak
sizin planlarınıza katılacağız.
believe in
Do you believe in what he says?
itimat etmek, güvenmek
söylediklerine itimat ediyormusun?
bite off
The small girl wanted to bite off a piece of the chocolate bar.
ısırık almak
küçük kız çikolatadan bir ısırık almak istedi.
blow in
Ayşe blew in, we didn't expect to see her today.
beklenmeksizin çıkagelmek
Ayşe çıkageldi, bugün onu görmeyi beklemiyorduk.
blow out
He took a deep breath and blew the candles out.
üfleyerek söndürmek
Derin bir nefes aldı ve mumları üfleyerek söndürdü.
blow over
These problems will blow over as the time goes by.
geçmek, yok olmak
Zaman geçtikçe bu sorunlar yok olacak.
blow up
The building was blown up by the terrorists.
havaya uçmak
Bina teröristler tarafından havaya uçuruldu.
break away
Three prisoners broke away last week.
kaçmak
üç mahkum geçen hafta kaçtı.
break down
this car's engine has broken down.
bozulmak, arıza yapmak
bu arabanın motoru arızalandı.
break in
A thief broke in last night but he couldn't find my money.
yasal olmayan yolla içeri girmek
Dün gece içeri bir hırsız girdi ama paramı bulamadı.
break into
someone broke into the shop last night.
güç kullanarak içeri girmek
dün gece biri zorla içeri girdi.
break off
they broke off.
evlilik öncesi nişanı bozmak
nişanlarını bozdular.
break out
the war broke out on October 17th.
ansızın ortaya çıkmak, patlak vermek
savaş 17 Ekim'de patlak verdi.
break up
the meeting finally broke up.
sona ermek
toplantı nihayet sona erdi.
bring about
this accident has been brought about by your carelessness.
meydana getirmek
bu kaza senin umursamazlığın tarafından meydana geldi.
bring back
you may borrow my umbrella but bring it back by tomorrow.
geri getirmek
şemsiyemi ödünç alabilirsin ama yarın onu geri getir.
bring out
the publisher is going to bring this dictionary out very soon.
yayınlamak
yayıncı çok yakında bu sözlüğü yayınlayacak.
bring through
he was very ill. The doctor brought him through.
iyileştirmek
o çok hastaydı. doktor onu iyileştirdi.
bring up
her mother brought up six children.
yetiştirmek, büyütmek
annesi 6 çocuk büyüttü.
brush up
George must brush up his German before he takes the final exam.
bir şeyi çalışarak ilerletmek
George final sınavına girmeden önce Almancasını ilerletmeli.
bump into
I bumped into Helen yesterday.
birine rastlamak
Dün Helen'a rastladım.
burn down
The house burned down.
tamamen yanmak
Ev tamamen yandı.
buy over
He thinks he can buy us over very cheaply.
birini satın almak
bizi çok ucuza satın alabileceğini sanıyor.
call back
I'll call you back in half an hour.
telefonla birini geri aramak
seni yarım saat içinde geri arayacağım.
call down
the boss called me down for doing that.
azarlamak
patron beni onu yaptığım için azarladı.
call in
Finally, they decided to call in a doctor.
yardım için birini çağırmak
sonunda bir doktor çağırmaya karar verdiler.
call off
The workers called their strike off yesterday.
iptal etmek, durdurmak
işçiler grevlerini dün durdurdular.
call on
I will call on her to give her book back.
birine kısa süreli uğramak
Kitabını geri vermek için ona uğrayacağım.
call out
They called out the fire brigade.
acil bir durumda birini çağırmak
itfaiyeyi çağırdılar.
call up
I called him up yesterday but there was no reply.
birine telefon etmek
Dün onu aradım ama açan olmadı.
calm down
He calmed down in a few minutes.
sakinleşmek
birkaç dakika içinde sakinleşti.
care about
He doesn't care about what I feel.
ilgilenmek, umursamamak
benim ne hissettiğimi umursamıyor.
care for
There is nobody to care for the children.
bakmak, ilgilenmek
çocuklara bakacak biri yok.
carry on
she decided to carry on without him.
bir işe veya göreve devam etmek
İşine onsuz devam etme kararı aldı.
carry on with
Carry on with your work . We are waiting for you to finish it.
bir şeyi yapmayı sürdürmek
İşini yapmayı sürdür.onu bitirmeni bekliyoruz.
carry out
They carried out the plan with difficulty.
yerine getirmek, tamamlamak
planı zorlukla tamamladılar.
catch on
They are very quick to catch on.
kavramak, anlamak
kavramakta çok hızlılar.
catch up with
if you study hard, you'll catch up with the rest of the class.
yetişmek, geri kalmamak
sıkı çalışırsan sınıfın geri kalanına yetişeceksin.
check in
We checked in at the hotel on time.
adını kaydettirmek
Otele adımızı zamanında kaydettirdik.
check out
Mrs. Jones hasn't checked out yet.
hesabı ödeyip otelden ayrılmak
Bayan Jones henüz otelden ayrılmadı.
check up
We'll check up and find out if he is still alive.
geçmişini araştırmak
halen hayatta olup olmadığını araştıracağız.
cheer up
He'll cheer up when he sees her.
neşelenmek, mutlu olmak
onu gördüğünde neşelenecek.
chop up
we chopped up some wood for the fire.
küçük parçalar halinde kesmek
ateş için biraz odun kestik.
clean up
we will have to clean up after the party.
her yeri temizlemek
partiden sonra her yeri temizlemek zorunda kalacağız.
clear up
the weather will soon clear up.
havanın düzelmesi
hava yakında düzelecek.
come about
how does it come about that they are here?
gerçekleşmek
onların burada olması nasıl gerçekleşti?
come across
I came across some letters in the drawer.
rastlamak
çekmecede bazı mektuplara rastladım.
come along
would you come along with me, please?
eşlik etmek
bana eşlik eder misin lütfen?
come back
if he calls, tell him I'll comeback in an hour.
dönmek
ararsa ona bir saat içinde döneceğimi söyle.
come down
the building came down in the earthquake.
çökmek
bina depremde çöktü.
come down on
don't come down on your daughter!
birini şiddetle eleştirmek
kızını bu kadar çok eleştirme!
come down with
they all have come down with the flu.
bir şeyden hastalanmak
hepsi grip oldu.
come off
their plans haven't come off.
başarılı olmak
planları başarılı olmadı.
come out
the stars came out last night.
belirmek
dün gece yıldızlar belirdi.
come over
I will come over after lunch to discuss the project.
uğramak
öğle yemeğinden sonra projeyi tartışmak için uğrayacağım.
come to
he remembered everything after he came to.
ayılmak
ayıldıktan sonra her şeyi hatırladı.
come up with
she has come up with some fine suggestions.
düşünmek
bazı iyi teklifler düşündü.
count on
we can count on him.
güvenmek
ona güvenebiliriz.
cross off
I have to cross her name off.
listeden çıkarmak
adını listeden çıkarmak zorundayım.
cross out
Don't cross it out until you are sure that it is wrong.
kağıttan silmek
onun yanlış olduğuna emin olana dek onu silme.
cut down
they cut down all the trees in this area.
kesip devirmek
bu alandaki bütün ağaçları kesip devirdiler.
cut down on
we will cut down on unnecessary expenses.
azaltmak, masraf kısmak
gereksiz harcamalarımızı azaltacağız.
cut in
he always cuts in when the others are talking.
sözünü kesmek
diğerleri konuşurken o her zaman sözlerini keser.
cut off
the water has been cut off as we haven't paid the bill.
telefon, elektrik, su, vb kesilmesi
faturayı ödemediğimiz için su kesildi.
cut out
the engine of the car has cut out again.
arızalanmak
arabanın motoru yeniden arızalandı.
cut out of
the man cut the article out of the newspaper.
keserek çıkarmak
adam makaleyi gazeteden kesti.
cut up
my mother is cutting up the onions.
doğramak
annem soğanları doğruyor.
deal in
Mr. Thompson deals in gold.
bir şeyin ticaretini yapmak
Bay Thompson altın ticareti yapıyor.
deal with
I'm dealing with this matter right now.
bir problem yada bir işle uğraşmak
Şu anda bu konuyla uğraşıyorum.
die away
the strong wind and the echoes died away.
yok olana dek azalmak
kuvvetli rüzgar ve yankılanmalar yok oldu.
die down
the storm died down.
güç kaybetmek
fırtına gücünü kaybetti.
die off
these birds are dying off because of the illegal hunting.
nesli tükenmek
yasa dışı avlanma yüzünden bu kuşların nesli tükeniyor.
do away with
many people are in favour of doing away with dog fighting.
ortadan kaldırmak
çoğu insan köpek dövüştürmeyi ortadan kaldırmayı destekliyor.
do over
we have to do the living room over.
yeniden düzenlemek
oturma odasını yeniden düzenlemeliyiz.
do with
I could do with a cup of tea.
istemek
bir fincan çay isteyebilirim.
do without
she will have to do without an assistant.
biri yada bir şey olmadan idare etmek.
yardımcı olmadan idare etmeli.
doze off
the old woman dozed off during the conference.
istemeksizin uykuya dalmak
yaşlı kadın konferansta uyuya kaldı.
draw back
the dog drew back as they approached.
geriye doğru hareket etmek
onlar yaklaşınca köpek geri çekildi.
draw up
the lawyer has drawn up the agreement.
hazırlamak, yazmak
avukat anlaşmayı hazırladı.
dress up
there's no need to dress up.
resmi bir tarzda giyinmek
ciddi giyinmeye gerek yok.
drive away
this new powder drove the ants away.
savmak, uzaklaştırmak
bu yeni doz karıncaları uzaklaştırdı.
drop in
she often drops in for tea.
damlamak
çay içmek için sıkça damlar.
drop off
she dropped of by the fire.
uyuya kalmak
ateşin yanında uyuya kaldı.
drop out
the one of the players hurt his arm and dropped out of the game.
bırakmak
oyunculardan biri kolunu incitti ve oyunu bıraktı.
drop over
they often drop over at tea time.
beklenmedik kısa ziyaretler yapmak
çay vaktinde sıkça damlarlar.
eat in
most of these students eat in.
evde yemek yemek
bu öğrencilerin çoğu evde yemek yer.
eat out
it's a long time since we last ate out.
bir restoranda yemek yemek
son kez bir restoranda yemek yememizin üzerinden çok zaman geçti.
end up
if you keep eating this way, you'll end up in hospital.
bir şekilde yada bir yerde son bulmak
böyle yemeyi sürdürürsen hastaneyi boylayacaksın.
engage someone in
don't engage me in gossip!
meşgul etmek
beni dedikoduyla meşgul etme!
face up to
she faced up to the problem.
cesaretle karşılamak
sorunu cesaretle karşıladı.
fall about
she was falling about.
gülerken kendinden geçmek
kendinden geçerek gülüyordu.
fall back on
they have some money to fall back on.
acil yada zor durumda kullanmak
zor durumlarda kullanılacak biraz paraları var.
fall behind
the favourite runner fell behind in the race.
geride kalmak
favori koşucu yarışta geride kaldı.
fall for
Ayşe has fallen for Kemal.
-e abayı yakmak
Ayşe Kemal'e abayı yaktı.
fall in with
she has fallen in with some English men.
biraraya gelmek
birkaç İngiliz adamla bir araya gelmek.
fall in
this building's ceiling fell in yesterday.
içeri doğru çökmek
dün bu binanın tavanı çöktü.
fall off
their interest has fallen off.
azalmak
ilgileri azaldı.
fall out
they have fallen out again.
bozuşmak
yeniden bozuştular.
fall through
our plan to ski on the mountain fell through.
planları suya düşmek
dağda kayak yapma planımız suya düştü.
feel like
I feel like resting for a while.
bir şeyi canı yapmak istemek
bir süre dinlenmek istiyorum.
figure on
are you figuring on a long vacation this year?
planlamak
bu yıl uzun bir tatil planlıyor musunuz?
figure out
I can't figure out how she stands him.
anlamak
ona nasıl katlandığını anlayamıyorum.
fill out
we haven't filled our application forms out yet.
bir belge doldurmak
henüz başvuru belgelerinizi doldurmadık.
find out
they found out something important about the murder.
keşfetmek
cinayetle ilgili önemli bir şey keşfettiler.
get across
She doesn't want to get her plans across to us.
açıklamak
planlarını bize açıklamak istemiyor.
get ahead
she knows how to get ahead in business.
başarı olmak, gelişmek
iş hayatında nasıl başarılı olacağını biliyor.
get along
they are getting along well with this programme.
iyi gitmek, ilerlemek
bu programda iyi ilerliyor.
get along well with sb
I can't get along well with you.
geçinmek
sizinle geçinemiyorum.
get at
we all hope to get at the truth.
ulaşmak
hepimiz gerçeğe ulaşmayı diliyoruz.
get away with
the thieves got away with the precious paintings.
bir şeyi çalıp kaçmak
hırsızlar değerli tabloları çalıp kaçtı.
get behind with something
I've got behind my work, I guess I won't be able to finish it in time.
zamanında yapamamak
işimden geri kaldım, sanırım onu zamanında bitiremeyeceğim.
get by
The exam was difficult but we got by.
zorluklara rağmen başarmak
sınav çok zordu ama biz başarılı olduk.
get down
This bad weather is really getting me down.
sıkmak, bunaltmak
bu kötü hava beni gerçekten bunaltıyor.
get down to
It is hard to get down to work after a nice holiday.
bir şeyle ilgilenmeye başlamak
Güzel bir tatilin ardından işe başlamak zordur.
get in
The train got in half an hour ago.
varmak
Tren yarım saat önce vardı.
get off
They got off the bus at the next stop.
bir araçtan inmek
Bir sonraki durakta otobüsten indiler.
get on
I saw the old woman getting on the bus near my home.
bir taşıta binmek
Yaşlı kadını evimin yanında otobüse binerken gördüm.
get on
This project is too complicated to be getting on with.
devam etmek
Bu proje devam etmek için fazla karışık.
get out
This meeting is boring; I will get out as soon as I can.
terk etmek
Bu toplantı çok sıkıcı, olabildiğince çabuk terk edeceğim.
get out of
Get out of my life!
çıkmak
Hayatımdan çık
get over
She's getting over a bad attack of flu.
hastalıktan iyileşmek
Onu fena sarsan gribi atlatıyor.
get sth over
I got my homework over in a hurry.
bitirmek
Ödevimi aceleyle bitirdim.
get through
What a surprise that she got through all her exams!
bir işi başarıyla tamamlamak
Bütün sınavlarını başarıyla tamamlaması ne sürpriz ama!
get up
The man got up and began working.
ayağa kalkmak
Adamlar ayağa kalktı ve çalışmaya başladılar.
give away
She gave her old clothes away to the poor.
para almadan vermek
eski kıyafetlerini fakirlere dağıttı.
give back
I'm going to give your book back on Friday.
geri vermek
Cuma günü kitabını geri vereceğim.
give in
Mary and Tom quarrelled until she gave in.
teslim olma, pes etme
O pes edene dek Mary ve Tom kavga ettiler.
give off
The soup begun to give off a strange smell.
çıkarmak, yaymak
Çorba garip bir koku yaymaya başladı.
gave out
We gave out their presents to the children.
dağıtmak
çocuklara hediyelerini dağıttık.
gave a ring
You should give them a ring before the meeting.
telefon etmek
Toplantıdan önce onları aramalısın.
gave up
The thief gave himself up.
teslim olmak
hırsız teslim oldu.
go about
How will I go about this project?
bir şeyde çalışmaya başlamak
Bu projede nasıl çalışmaya başlayacağım.
go along
Everything is going along well at work.
ilerlemek, iyi gitmek
İşte her şey iyi gidiyor.
go along with
We are going along with them on this subject.
desteklemek
bu konuda onları destekliyoruz.
go back
We are not going back to their house any more.
geri dönmek, gitmek
bir daha onların evine gitmiyoruz.
go back on
Susan never goes back on her word.
sözünden dönmek
Susan sözünden asla geri dönmez.
go by
Six years went by but he couldn't graduate from university.
zaman geçmek
6 yıl geçti ama o üniversiteden mezun olamadı.
go down
Inflation will go down this year.
fiyat, seviye düşmesi
Bu yıl enflasyon düşecek.
go in for
He has gone in for the body building competition.
sınav yada yarışmaya katılmak, aday olmak
Vücut geliştirme yarışmasına katıldı.
go off
the bomb went off when they pushed the button.
infilak etmek, patlamak
Düğmeye bastıklarında bomba infilak etti.
go on
Don't disturb Mary; let her go on studying for the exam.
devam etmek
Mary'yi rahatsız etme, bırak sınav için çalışmaya devam etsin.
go on with
We'll go on reading the story after the break.
moladan sonra aktiviteyi sürdürmek
Teneffüsten sonra hikayeyi okumaya devam edeceğiz.
go out
She didn't tell me she was going out.
evden, vs'den dışarı çıkmak
bana dışarı çıktığını söylemedi.
go over
The police went over her room.
gözden geçirmek, incelemek
polis onun odasını inceledi.
go through
I will go through the accounts.
dikkatlice incelemek
Hesapları dikkatlice inceleyeceğim.
go through with
He says that can't go through with the work.
tamamlamak
İşi tamamlayamadığını söylüyor.
go with
your hat doesn't go with your suit.
uyum sağlamak
şapkan giysine uyum sağlamıyor.
grow up
he want to be a doctor when he grows up.
büyüyüp gelişmek
büyüdüğünde doktor olmak istiyor.
hand down
these traditions have been handed down from father to son.
büyükten küçüğe geçme
bu gelenekler babadan oğula geçirildi.
hand in
He handed in the money that I gave him last month.
teslim etmek
ona geçen hafta verdiğim parayı teslim etti.
hand out
The teacher handed out the worksheets at the end of the lesson.
bir şeyi bastırarak dağıtmak
Öğretmen çalışma kağıtlarını bastırarak dağıttı.
hand over
She handed over the pen when I asked for it.
vermek
Onu istediğimde kalemi verdi.
hang around
These boys have been hanging about for five hours.
bir yerin çevresinde avare avare dolaşmak
Bu çocuklar 5 saattir avare avare dolaşıyorlar.
hang on
The little girl hung on to his grandfather's arm.
sarılmak
Küçük kız büyükbabasının koluna sarıldı.
hang up
He hang up unexpectedly.
telefonu kapamak
beklenmedik bir şekilde telefonu kapadı.
hang up on
she hang up on me while I was still talking.
telefonu yüzüne kapamak
ben halen konuşuyorken telefonu yüzüme kapadı.
hear of
I won't hear of such a bad idea.
dinlemek
böylesine kötü bir fikri dinlemeyeceğim.
hold on
the climber could hold on until rescuers reached him.
tutunmak
tırmanışçı kurtarma ekibi ona ulaşana dek tutunabildi.
hold out
they could hold out although they didn't have any water supplies left.
dayanmayı sürdürmek
hiç suları kalmamasına rağmen dayanabildiler.
hold up
the traffic was held up by an accident.
geciktirmek
trafik bir kaza yüzünden geciktirildi.
hold with
I don't hold with your ideas on that project.
kabul etmek
bu projede senin fikirlerini kabul etmiyorum.
hurry up
the teacher hurried the students up.
acele ettirmek
öğretmen öğrencilere acele ettirdi.
keep an eye on
my brother will keep an eye on my cat while I'm away.
-den gözü ayırmamak
kardeşim ben uzaktayken kedime göz kulak olacak.
keep away
He didn't come to the meeting last week. What kept him away?
uzak tutmak
Geçen hafta toplantıya gelmedi.Onu ne uzak tuttu?
keep away from
Keep away from that dog. It's dangerous.
-den uzak durmak
O köpekten uzak dur.Tehlikelidir.
keep off
I hope the snow keeps off.
uzak durmak
Umarım kar yağışı uzak durur.
keep on
They kept on playing football in spite of the heavy rain.
-e devam etmek
Yoğun yağmura rağmen futbol oynamaya devam ettiler.
keep out
He kept out because they didn't let him in.
dışarıda durmak
Dışarıda durdu çünkü onu içeri almadılar.
keep up
we should keep up our friendship against all.
sürdürmek
her şeye karşı arkadaşlığımızı sürdürmeliyiz.
keep up with
She has to study harder than me to keep up with class.
aynı seviyeyi korumak
sınıfta aynı seviyeyi korumak için benden daha sıkı çalışmak zorunda.
kick against
you shouldn't kick against the rules.
-e karşı çıkmak
kurallara karşı çıkmamalısın.
kick out
if I were you, I would kick this servant out.
kovmak, kapı dışarı etmek
senin yerinde olsaydım bu uşağı kapı dışarı ederdim.
knock down to
the houses was knocked down to make a shopping center.
yıkmak, devrilmek
evler bir alışveriş merkezi yapmak için yıkıldı.
knock down
A bus knocked the little girl down.
birini vurarak yere devirmek
bir otobüs küçük kıza çarparak yere düşürdü.
knock off
we usually knock off at six.
işi bırakmak
genellikle saat altıda işi bırakırız.
lay aside
She laid her diary aside and fell asleep.
bir kenara koymak
günlüğünü bir kenara koydu ve uykuya daldı.
lay off
The factory has laid off workers because of the drop in the sales.
işten çıkarmak
Satışlardaki düşüş yüzünden fabrika işçileri işten çıkardı.
leave out
The teacher left her out because she wasn't good enough for the competition.
dışarıda bırakmak
Öğretmen onu dışarıda bıraktı çünkü yarışma için yeterince iyi değildi.
let down
Don't let me down on this subject.
hayal kırıklığına uğratmak
bu konuda beni hayal kırıklığına uğratmak.
let in
The teacher didn't let her in because she was 20 minutes late to class.
birinin içeri girmesine izin vermek
Öğretmen onun içeri girmesine izin vermedi çünkü sınıfa 20 dk. geç kalmıştı.
let on
I'm planning a surprise for Boris, so don't let on.
bir sırrı açıklamak
Boris için bir sürpriz planlıyorum ama bu sırrı açıklama.
let out
Her father let him out when he finished his homework.
dışarı çıkmasına izin vermek
Ödevini bitirince babası dışarı çıkmasına izin verdi.
let up
the snow began to let up.
azalmak
kar yağışı yoğunluğunu kaybetmeye başladı.
line up
the people lined up at the entrance of the concert hall.
kuyruk olmak, dizilmek
insanlar konser salonunun girişinde kuyruk oldular.
light up
The gas lamp lit up the room.
aydınlatmak
gaz lambası odayı aydınlattı.
listen in
Someone was listening in to our telephone conversation.
gizlice dinlemek
biri telefon görüşmemizi dinliyordu.
live on
My grandfather lived on five years after my father died.
yaşamak
babam öldükten sonra büyükbabam 5 yıl daha yaşadı.
look after
I found a baby sister to look after the baby.
bir şeye bakmak
Bebeğe bakması için bir bebek bakıcısı buldum.
look ahead
We have to look ahead and save up money for our children.
ileriyi düşünmek
İleriyi düşünmek ve çocuklarımız için para biriktirmek zorundayız.
look back on
we sometimes look back on the past.
geçmişi özlemle anmak
bazen geçmişi özlemle anarız.
look down on
never look down on such people.
hor görmek
asla bu tür insanları hor görme.
look for
I have lost my book. I am looking for it.
bulmaya çalışmak
Kitabımı kaybettim.Onu bulmaya çalışıyorum.
look forward to
We are looking forward to going on a holiday.
dört gözle beklemek
Tatile çıkmayı dört gözle bekliyoruz.
look in on
We'll look in on my grandmothers tomorrow.
uğramak
yarın büyükannemlere uğrayacağız.
look into
the police are looking into the matter.
araştırmak
polisler konuyu araştırıyorlar.
look on
she looked on this house as her real home.
düşünmek
bu evi gerçek yuvası olarak düşünüyor.
look out
Look out! you will hit the child.
dikkatli olmak
Dikkatli ol!çocuğa çarpacaksın.
look out for
I want you to look out for them at the play.
-e dikkat etmek
Oyunda onlara dikkat etmenizi istiyorum.
look over
They looked over the dictionary before they bought it.
gözden geçirmek
satın almadan önce sözlüğü gözden geçirdiler.
look through
we looked through the underlined sentences in the book before the exam.
bir şeye şöyle bir göz gezdirmek
Sınavdan önce kitaptaki altı çizili cümlelere şöyle bir göz gezdirdik.
look up
we want to look them up sometime.
uğramak
bazen onlara uğramak istiyoruz.
look up to
the students look up to their teachers.
saygı göstermek
Öğrenciler öğretmenlerine saygı gösterirler.
make for
the train made of Madrid.
-e doğru gitmek
Tren Madrid'e doğru gitti.
make of
We can't make of his proposal.
anlam vermek
Teklifine bir anlam veremiyoruz.
make out
She is so weird that I can't make her out.
anlamak
O kadar garip ki onu anlayamıyorum.
make over
His mother is going to make them over for him.
yeniden yapmak, boyunu uzatmak
Annesi onların boyunu onun için uzatacak.
make up
Deniz and Derya made up at the meeting yesterday.
barışmak
Deniz ve Derya dün toplantıda barıştılar.
make up for
They tried to make up for all the trouble they had caused.
telafi etmek
Sebebiyet vermiş oldukları tüm felaketi telafi etmeye çalıştılar.
meet with
She met with a terrible accident yesterday.
-ile karşılamak, başına gelmek
Dün başına korkunç bir kaza geldi.
mix up
I mixed all the ingredients up before I cooked.
-i karıştırarak hazırlamak
Pişirmeden önce bütün içeriği karıştırdım.
move in
They haven't moved in the house which they bought last month.
bir yere taşınmak
Geçen ay satın aldıkları eve taşınmadılar.
move off
The train has just moved off.
bir yerden hareket etmesi
Tren henüz hareket etti.
pass away
She passed away two years ago.
ölmek
O 2 yıl önce vefat etti.
pass by
the road passed by the gas station.
önünden yada yanından geçmek
Yol benzin istasyonunun önünden geçer.
pass down
these traditions have been passed down from father to son.
geçirmek, aktarmak
Bu gelenekler babadan oğla aktarılmıştır.
pass out
She passed out because she hadn't eaten anything for three days.
bayılmak
Bayıldı çünkü üç gündür bir şey yememişti.
pay back
We'll pay them back for this treatment.
öç almak
Bu davranışın öcünü alacağız.
pay off
She paid off his debts quickly.
borcunu kapatmak
Tüm borçlarını çabucak kapattı.
pick out
I want you to pick out the wrong answers in your exam paper.
ayırt etmek, seçmek
Sınav kağıdındaki yanlış cevapları ayırt etmeni istiyorum.
pick up
She picked her son up and took him to his bed.
kaldırmak
Oğlunu kaldırdı ve onu yatağına götürdü.
point out
The professor pointed the main idea out.
göstermek
Profesör ana fikri gösterdi.
pull down
They pulled the old house down.
yıkmak
eski evi yıktılar.
pull out
The plane is about to pull out. Hurry up!
-i terk etmek, ayrılmak
Uçak kalkmak üzere.Acele et!
pull over
The police pulled over the car.
yolun kenarına geçmek
Polis aracı yolun kenarına geçti.
pull throught
I think she will pull through soon.
iyileşmek
Onun yakında iyileşeceğini düşünüyorum.
pull up
The taxi driver didn't pull up at the traffic light.
durmak, durdurmak
Taksi şoförü trafik ışıklarında durmadı.
put across
My students put their ideas across well.
düşünceleri ifade edebilmek
Öğrencilerim düşüncelerini iyi ifade ediyorlar.
put aside
We put aside part of our salaries.
biriktirmek
Maaşlarımızın bir bölümünü biriktirdik.
put away
He put away the scissors when he finished his work.
yerine koymak
İşini bitirince makası yerine koydu.
Put down
The guards managed to put down the rebellion.
bastırmak
Gardiyanlar isyanı bastırmayı başardı.
put off
They had to put off the meeting because of the heavy snow.
ertelemek, geciktirmek
Yoğun kar yağışı yüzünden toplantıyı ertelemek zorunda kaldılar.
put on
The waiter put on a bit on the bill.
eklemek
Garson hesaba biraz ekledi.
put out
She put the lights out for the birthday surprise.
söndürmek
Doğum günü sürprizi için ışıkları söndürdü.
put up
The workers put this building up in a very short time.
inşa etmek
İşçiler bu binayı çok kısa sürede inşa ettiler.
put up with
I can't put up with lazy people.
tahammül etmek
Tembel insanlara tahammül edemiyorum.
ring back
I'll ring you back in 15 minutes.
geri aramak
Seni 15 dakika içinde geri arayacağım.
ring up
He rang you up about an hour ago.
telefon etmek
Seni bir saat kadar önce telefonla aradı.
ring off
A little boy ripped off his wallet in the shop.
çalmak
Küçük bir çocuk cüzdanını dükkanda çaldı.
rule out
These students names have been ruled out.
silmek
bu öğrencilerin isimleri silindi.
run across
He ran across an old friend at the party yesterday.
rastlamak
Dün partide eski bir arkadaşa rastladı.
run away
The enemy began to run away in all directions.
koşarak kaçmak
Düşman tüm yönlere koşarak kaçmaya başladı.
run away with
Bilge ran away with his friend's brother and got married.
bir şeyle kaçmak, gitmek
Bilge arkadaşının erkek kardeşiyle kaçtı ve evlendi.
run down
Gülhan is always running her son down in public.
saygısızca konuşmak, yermek
Gülhan oğlunu her zaman toplum önünde yerer.
run into
We ran into some old friends at their wedding day.
rastlamak
Düğün günlerinde bazı eski arkadaşlarla rastladık.
run out
Our supplies are beginning to run out.
tükenmek, bitmek
Erzakımız tükenmeye başlıyor.
run out of
Do you have any coffee? We have run out of it.
tüketmek, bitirmek
Kahven var mı? Bizdekini tükettik de.
run over
The car ran an old woman over.
üzerinden çiğneyip geçmek
Araba yaşlı kadını ezip geçti.
run up
They have run up their debts.
Hesabı arttırmak
Borçlarını arttırdılar.
save up
we are saving up to buy a motorcycle.
bir amaç için para biriktirmek
Bir motor almak için para biriktiriyoruz.
see about
They'll see about it tomorrow.
-i üstüne almak, -ile ilgilenmek
Yarın onunla ilgilenecekler.
see off
We want to go to the airport to see our friends off.
uğurlamak
Arkadaşlarımızı uğurlamak için havaalanına gitmek istiyoruz.
see through
She said she would see the project through.
zorluklara rağmen bitirmek
Projeyi tamamlayacağını söyledi.
see to
We'll see to it if you don't have enough time.
ilgilenmek
Yeterli vaktin olmazsa onunla ilgileniriz.
sell off
They sold their car off.
elden çıkarmak
Arabalarını elden çıkardılar.
send for
They sent for the doctor.
istemek, çağırmak, getirtmek
Doktoru getirttiler.
send out
Cigarette sends out a harmful smoke.
çıkarmak, yaymak
Sigara zararlı bir duman yayar.
set aside
My father set the newspaper aside.
bir kenara koymak
Babam gazeteyi bir kenara koydu.
set off
We watched the tourists set off.
yola çıkmak
Turistlerin yola çıkışını izledik.
set up
We have to set everything up before the visitors arrive.
düzenlemek, ayarlamak
Ziyaretçiler gelmeden önce her şeyi ayarlamalıyız.
settle down
He settled down on his chair with a magazine.
oturmak, kurulmak
Bir dergiyle koltuğa kuruldu.
show off
He loves showing off.
gösteriş yapmak
Gösteriş yapmayı sever.
show up
They showed up at midnight.
ortaya çıkmak, çıkagelmek
Gece yarısı çıkageldiler.
shut off
Would you shut the water off, please?
kapamak
Suyu kapatabilir misin lütfen?
shut up
I asked the students to shut up.
konuşmayı kesmek, sessiz olmak
Öğrencilerden susmalarını istedim.
sink in
I don't think the mistakes have sunk in yet.
fark etmek
Hataların henüz fark edilmediğini düşünüyorum.
slow down
Please slow down, you're driving too fast.
yavaşlamak
Lütfen yavaşla, fazla hızlı kullanıyorsun.
sort out
The journalist sort out the news before presenting them in the meeting.
sınıflandırmak
Gazeteciler haberleri toplantıda sunmadan önce onları sınıflandırırlar.
speak for
Her husband always speaks for Meltem.
lehinde konuşmak
Kocası her zaman Meltem'in lehinde konuşur.
stand by
They stood by and watch the fight.
bir şey yapmadan durmak
Bir şey yapmadan durup kavgayı izlediler.
stand for
I won't stand for his disobedience.
tahammül etmek, tolore etmek
Onun itaatsizliğini tolore etmeyeceğim.
stand out
This part of the painting stands out from the rest of it.
fark edilmek
Tablonun bu bölümü geri kalanından kolayca fark ediliyor.
stand up for
He always stands up for his principles.
bir şeye karşı savunmak
O her zaman prensiplerini savunur.
stand up to
The soldiers stood up to the enemy.
karşı koymak, direnmek
Askerler düşmana karşı koydu.
stay out
My children aren't allowed to stay out after dark.
ev, büro, vs'nin dışında olmak
Çocuklarım hava karardıktan sonra dışarıda olmaya müsaadeli değiller.
stick to
You must stick to your principles if you want to be successful.
devam etmek, -e sadık kalmak
Başarılı olmak istiyorsan prensiplerine sadık kalmalısın.
stick up for
Don't stick up for him!
savunmak
Onu savunma!
switch on
They switched the computers on.
elektrikle çalışan bir cihazı açmak
Bilgisayarları açmak.
switch off
Switch the television off, please!
elektrikle çalışan bir cihazı kapamak
Televizyonu kapat lütfen!
take after
Ali takes after his father in his character.
benzemek
Ali karakter olarak babasına benziyor.
take away
Take away 3 from 5 and you get 2.
matematik işleminde çıkarmak
5'ten 3'ü çıkar, 2 elde edersin.
take apart
Muhammed took him apart in the first round.
kolayca yenmek
Muhammed onu ilk round'da kolayca yendi.
take back
I'll take those books back in a few days.
geri vermek
Bir kaç gün içinde o kitapları geri vereceğim.
take down
Could you help me to take those books down, please?
aşağı indirmek
Şu kitapları aşağı indirmeme yardım edebilir misiniz?
take in
He is speaking very fast, I can't take it all in.
anlamak
Çok hızlı konuşuyor, hepsini anlayamıyorum.
take off
His plane will take off fifteen minutes later.
havalanıp uçmaya başlamak
Uçağı on beş dakika sonra havalanacak.
take on
This style has taken on.
moda olmak
Bu tarz moda oldu.
take out
The dentist took out four teeth yesterday.
çekip çıkarmak
Dişçi dün dört diş çekti.
take out on
Whenever Burak is anxious, he takes it out on his parents.
Kızgınlığını, vs'yi birinden çıkarmak
Burak ne zaman endişeli olsa bunu anne babasından çıkarır.
take over
When his wife died, Mert took over her debts.
üzerine almak, devralmak
Eşi ölünce Mert onun borçlarını üzerine aldı.
take up
His performance is taking up day by day.
ilerlemek, iyileşmek
Performansı gün be gün ilerliyor.
take up with
Ulaş has taken up with an actor.
arkadaşlık kurmak
Ulaş bir oyuncu ile arkadaşlık kurdu.
talk back to
My brother always talks back to my mother.
-e karşı gelmek
Erkek kardeşim her zaman anneme karşı gelir.
talk down to
She never talks down to her sisters.
patronluk
Kız kardeşlerine asla üstünlük taslamaz.
tear up
The boss decided to tear the contract up.
yırtıp atmak
Patron antlaşmayı yırtıp atmaya karar verdi.
think of
He has too many things to think of.
-i düşünmek
Düşüneceği çok şey var.
Think over
Please think it over and let me know.
düşünüp taşınmak
Lütfen düşün taşın ve bana bildir.
think through
We will think this matter through.
dikkatli bir şekilde düşünmek
Bu konuyu dikkatli bir şekilde düşüneceğiz.
think up
The students think up excuses whenever they are late to class.
uydurmak
Öğrenciler sınıfa geç kalınca mazeretler uydururlar.
throw away
He is throwing himself away on a person like this.
düşüncesizce harcamak
Bunun gibi bir insanda kendini harcıyor.
throw off
They have thrown off their old habits.
-den kurtulmak
Eski alışkanlıklarından kurtuldular.
throw out
He threw the rubbish out.
-i atmak
Çöpü attı.
throw up
His father threw up his job yesterday.
istifa etmek
Babası dün işinden istifa etti.
tie down
I can't accept your invitation. M job ties me down.
kısıtlamak
Davetini kabul edemem.İşim beni kısıtlıyor.
tie in with
The things you've said don't tie in with the reality.
uymak
Söylediklerin gerçeğe uymuyor.
tie up
The thieves tied up the officer and opened the safe.
sıkıca bağlamak
Hırsızlar memuru bağladı ve kasayı açtı.
tire out
These problems tired us out.
her açıdan yorgun düşmek
Bu sorunlar bizi her açıdan yordu.
touch on
We should touch on these interesting points.
kısaca değinmek
Bu ilginç noktalara kısaca değinmeliyiz.
try for
Ahmet was trying for a scholarship.
-i elde etmeye çalışmak
Ahmet bir burs kazanmaya çalışıyordu.
try on
Try it on!
denemek için giymek
Üzerinizde deneyin!
try out
Before you buy a television, you had better try it out.
denemek, test etmek
Bir televizyon almadan önce deneseniz iyi olur.
turn away
The waitress turned the beggars away.
defetmek, içeri bırakmamak
Garson dilencileri içeri bırakmadı.
turn down
I must turn down his offer to help.
reddetmek, geri çevirmek
Onun yardım teklifini geri çevirmeliyim.
turn in
The children turn in before midnight.
yatmak, uyumak
Çocuklar gece yarısından önce yatar.
turn off
This kind of a relationship turns me off.
birinin canını sıkmak
Bu tür bir ilişki benim canımı sıkıyor.
turn on
Turn off the television and turn on the radio.
televizyon vs'yi açmak
Televizyonu kapatıp radyoyu aç.
turn out
The soldiers turned out at 7 o'clock.
-de hazır bulunmak, toplanmak
Askerler saat 7'de toplandılar.
turn over
The truck turned over in the crash.
alabora olmak, devrilmek
Kamyon çarpışmada devrildi.
turn to
She has nobody to turn to.
-den yardım yada tavsiye istemek
Yardım isteyecek kimsesi yok.
turn up
She turned up at midnight with her son.
ansızın çıkagelmek
Gece yarısı ansızın oğluyla çıkageldi.
wait on
The children waited on until their teacher arrived.
beklemeyi sürdürmek
Öğrenciler öğretmenleri gelene dek beklemeyi sürdürdüler.
wake up
I woke up at 11 o'clock yesterday.
uyanmak
Dün saat 11'de uyandım.
wake up to
Finally she woke up to the danger but she was too late.
-in farkına varmak
Sonunda tehlikenin farkına vardı ama çok geç kalmıştı.
walk away with
The burglars walked away with lots of jewellery.
çalmak
Soyguncular pek çok mücevher çaldı.
walk out
The workers of this factory walked out.
greve gitmek
Bu fabrikanın işçileri greve gitti.
walk out on
Don't walk out on us!
terk etmek
Bizi terk etme!
wash out
I can wash this spot out of your shirt.
yıkayarak yok etmek
Bu lekeyi gömleğinden yıkayarak çıkarabildim.
watch out for
Watch out for your wallet.
dikkatli olmak
Cüzdanına dikkat et.
wear away
The ancient drawings on the stones have worn away by the wind.
silmek
Taşların üzerindeki çok eski çizimler rüzgar tarafından silinmiş.
wear out
This material wore out quickly.
eskimek
Bu madde çabucak eskidi.
wipe out
This bomb wiped 45 houses out last year.
tamamen yok etmek
Bu bomba geçen yıl 45 evi yok etti.
work out
The plan worked out.
başarılı olmak
Plan başarılı oldu.
write back
He wrote back accepting our offer.
mektupla cevap vermek, bildirmek
Teklifimizi kabul ettiğini bana mektupla bildirdi.
write down
Write my telephone number down and call me whenever you want.